Mevsimlerden ilkbahar. Yoğun ve acılarla dolu kış günlerinden sonra gelen sıcacık güneşli günler,

İçimde kelebeklerin uçuşmasına neden oluyor. Mutluluk, aşk, heyecan gibi yoğun duygular yaşıyorum. Yeliz’in o meşhur ve eski şarkısı çalıyor hafiften zihnimde.

Hoş geldin bahar la la la /Hoş geldin dostum la la la

Neşe getirdin la la la /Dünyaya la la la la la la la

Bahar ayının dünyaya getirdiği canlılık, güzel olan tüm duygularım, misler gibi kokan portakal çiçeklerinin o eşsiz kokusunu ciğerlerime çekiyorum. Ancak tüm bunlar yerini hızla bambaşka duygulara bırakıyor.

İnsanlarımızın, toza dumana kana karışan kokusu ile yer değiştiriyor. Yürüyorum kaçarcasına. Zihnimi dağıtmak istiyorum. Taşköprü’de martıları beslemek için ekmek fırlatan bir çocuk ilişiyor uzaktan gözüme. Mutlulukla onunla iletişim kurma isteğiyle hızlanıyorum. Bu kez bir başka acınası kare geliyor gözlerimin önüne. Bir bacağını ve ailesinin tüm üyelerini yaşadıkları o mutlu evin enkazında bırakmış bir çocuğun şaşkın, donuk ve acı dolu bakışları… Utanıyorum martıları besleyen o şirin çocuğu sevmeye. Nefes aldığım için karnım doyduğu su içebildiğim için, uyuyabildiğim için, barınabildiğim için...

Ne yaparsam yapayım bitmiyor utancım.

Vicdanım sızlıyor en derinlerden.

11 şehir…

Milyonlarca insan.

Evsiz, işsiz, evsiz barksız, aşsız kalan insanlar geliyor aklıma.

Bir dakikada giden, kaybolan, bir daha yerine gelemeyecek olanlar.

Yüreğim enkaz altında sanki. Yaram taze. Deprem bölgesindeki tüm yaralı yüreklere derman olmak, sarılmak istiyorum. Hatay sokaklarına gidiyorum heyecanla. Gözlerim gördüklerinden utanıyor. Sımsıkı kapatıyorum gözlerimi sık sık. Cemal Süreyya’nın ‘’Öyle bir yere geldik ki artık hiçbir sokağın adı yok‘’ sözü geliyor aklıma.

Bir kalabalık ve sessiz insan topluluğu arasına katılıyorum. Seviyorum tüm bu insanları sürükleniyorum nereye gittiğimizin farkına varmadan. Üzerleri rengârenk çiçeklerle, oyuncaklarla süslenmiş, gelinlikler giydirilmiş, üşümesin – ıslanmasın diye battaniyeler, yorganlar örtülmüş mezarlar bana“ Üşümesin diye üstünü örttüğünüz birinin cenazesine katılmadan dünyayı anlamazsınız” sözünü anımsatıyor. Bu sefer ağlamaktan utanıyor gözlerim engel olamıyorum.

Hoş geldin bahar diyemiyorum artık. Bu bahar yalancı bahar bence… Mezarlıktan hızlı adımlarla uzaklaşırken Aşkın Nur Yengi’nin Yalancı Bahar şarkısı çalıyor bu kez. Gözlerimden akan yaşlarla uzaklaşıyorum oradan.

Hayat sende durmam diyor

Her nefeste son geliyor

Bildiğin sende kalsın

Sen yalancı baharsın

Artık senin olmam diyor…

Kaç mevsim benden aldın?

Kaç sevda geri verdin?

Ruhum sana kanmam diyor.