Kırk altı yıl evvel Adana’ya geldim. Sınıf arkadaşlarım merhum Dr. İclal ve Dr. Turan San, Dr. İlhan Çınar ve eşi hemen ilgi gösterdiler. Dr. Refet Haznedaroğlunun da bulunduğu bu grupla iç içe olduk.

Daha sonra, eski dost ve arkadaşım radyolog Basri Yıldırım’a rastladım Basri’nin eşi Selma ve çocukları Hakan ve Neslihan’la bir aile gibiydik. Hakan daha sonra, yanımda göz ihtisası yaptı. Şimdi İzmir’deler ama sevgili kardeşim Basri’yi yitirdik.

Basri ve ailesi, Dr. Mahmur Öğretmengil ve eşi Nurten, Noter Hayri Sadıklar ve eşi Semiha, Enis Sait ve eşi Özgül, Dr. Şahap Keleşoğlu ve eşi Sara, Dr. Fahri Kamışlı ve eşi Behice, Selahattin Canka ve eşi Yıldız’la güzel bir topluluk oluşturduk. Bunlardan yaşayanlar sadece Selma ve Özgül.

Bu grupla birlikte yenen yemekler, gece toplantıları iyi-kötü günlerde beraberlik, çeşitli kutlamalar, yurtiçi, yurtdışı geziler.

Selahattin Canka milli bir atletti. Adana’ya geldiğimde Adalet Partisi il başkanıydı. Duayen bir gazeteci, eskiden de Demokrat Parti İl başkanı. Ticaret borsasında da başkan olarak çok şeyler başarmış yetenekli biri.

Çok yakın bir dostumdu, arkadaşımdı. Amca çocukları olan Prof. Dr. Neşet ve Dr. Nedret Gökok’la Ankara’da çok yakındık.

Selahattin’in Antakyalı eşi Yıldız çok okur, kültürlü bir kardeşimizdi. Adana’daki her olaydan haberdar oluşunun sırrını, hala çözmüş değilim. Güney ve Banu isimli iki güzel kızları vardı. Banu Mehmet Güleryüz ile evli, çocukları Osman uzun yıllar USA’da eğitim gördü, geçirdiği trafik kazası hepimizi üzdü, korkuttu, çok şükür şimdi çok iyi.

Selahattin sevgili karısı Yıldız’ı yitirdikten sonra, çok sarsıldı ama kısa zamanda kendini topladı. Zaten, her türlü ev işini yapacak becerisi vardı. Tek eksiği Yıldız’ın yokluğu ve yalnızlığıydı.

Dürüst, vefalı, maddiyatta gözü olmayankarakterli bir insandı. Doğru bildiğinden şaşmaz, sözünü esirgemezdi. Adana’nın bir zamanlar kralı olan Ahmet Sapmaz’ı herkes terk ettiğinde, o hiç yanından ayrılmadı ve her konuda yardımcı oldu.

Parada pulda gözü yoktu. Evini ve narenciye bahçesini, Ahmet Sapmaz’ın yardımıyla aldığını söylemekten çekinmezdi. Kızlarını evlendirirken otomobilini de, narenciye bahçesini de satmıştı.

Adana’yla ilgili ilginç bir kitapta yayınlamıştı. Vaktinin çoğunu Çukurova Kulübünde geçirir, sonrada evinin yolunu tutardı.

Bütün iç ve dış seyahatlerimizin organizatörü oydu. Strazburg’daki restoranda, Fransız garsona “Fransızca bilir misin?” dediğinde garsonun elindeki tabakları düşürdüğünü hiç unutamıyorum.

26 Eylül 2010 Pazartesi günü, Asri Mezarlıkta onu, toprağa verdik.

Nurlar içinde yat, aziz ve vefalı dostum Selahattin.