Hayata tutunmamızın adı; ‘Umuttur.’

Bir nefes dahi almayı istemektir.

Bizi bu dünya da boğulmaktan kurtaran, karamsarlıktan çıkmamıza yardımcı olan şeydir.

Arzulanan bir şeyi beklemek, kendimizle ilgili isteklerde bulunmaktır umut.

Aynı zamanda hayata karşı bir inanç ifadesidir.

Sabır, cesaret, kararlılık gibi duyguları içinde barındırır ve yaşam kalitemizi arttırır.

Bu konu da yazma isteğim, sosyal medyadaki sürekli dönen felaket haberlerinden doğdu. Bizi umutsuzluğa sürükleyen milyonlarca haber var. Toplum olarak hepimizi olumsuz etkiliyor.

Doğal afetler, kadın cinayetleri, ekonomik sıkıntılar, çocuk istismarlığı! Vs.Vs.Vs.

Buna benzer daha çok haber bizleri umutsuzluğa sürüklüyor.

Araştırmalara göre sosyal medyada ki olumsuz haberler daha fazla ilgi görüyor.

Neden?

Toplum olarak umutsuzluğa mı alıştık?

Yoksa umutsuz olmamız, birilerinin işine mi geliyor?

Daha olumlu şeylerin ilgi görmesi gerekirken, olumsuz şeyler daha fazla ilgi görüyor.

Umudumuzun bittiği anda korkularımız ortaya çıkıyor!

Her şeyden korkmaya ve çekinmeye başlıyoruz.

Oregon Üniversitesi risk analisti Paul Slovic şöyle der;

“Korkunun sizi ele geçirmesine izin vermeyin. Korkuya yol açan sorunların çözümüne odaklanın. Böylece ne kadar rahatladığınızı, bunca yıl korkularınızın sizi nasıl boğmaya çalıştığını anlayacaksınız.”

Umutsuzluktan beslenir korku.

Bizler küllerimizden yeniden doğacak kadar güçlüyüz.

Umudumuzu kaybetmediğimiz sürece, her zaman karanlıktan aydınlığa hızlı adımlarla çıkabiliriz. Hayatın bir sabır geçidi olduğunun farkına varmalı; umutla- sabırla- cesaret ve karalılıkla yolumuza devam etmeliyiz.

Umudunuzu hiçbir zaman kaybetmeyin.

O size her zaman ışık olacaktır…