İnanın belli değil..
Net değil, fülu..
İzaha muhtaç..
İzan'a muhtaç..
Katılım eksikliği var..
Anlatım eksikliği var..
Tanıtım eksikliği var..
Sıhhi yönsüzlüğü var..
Donuk bir yüzü var..
Sahicilik fukaralığı var..
Samimiyet yoksunluğu var..
Var oğlu var.!
Kelam'ın velhasılısı;
"Kimse bu meydanın ne işe yaradığını, ya da yarayacağını bilmiyor, bi-le-mi-yor."
Kent meydanı olarak başlandı, "kendinin meydanı" bile olamadı..
Meydan nedir?
İhtiyaç hasıl olduğunda binlerce, on binlerce insanın toplandığı yerdir değil mi?
Allah'ını seven söylesin; "Adına kent meydanı denen yerde böyle durum var mı?"
Olacak mı?
Olabilecek mi?
"Kendine bile yetmeyen, yetemeyen" söz konusu alana, bırakın on binleri, Saydam caddesi esnaflarını bile sığdırmanız mümkün değil..
Bu "ucube" yapı bugün itibariyle bitti mi?
O da belli değil..
Sağdan bakıyorsunuz;
"Eksik."
Soldan bakıyorsunuz;
"eksik oğlu eksik."
Daracık bir alanın etrafına mağazavari ve dükkanımsı yerler yapılmış güya..
İyi de arkadaş, yüzde 70'e yakını boş.. Ne işe yaradıklarını, yarayacaklarını bilen birisi de yok..
Tahmin eden yok..
Tatmin olan hiç yok.
Nasıl olacak?
Bu işin, bu kadar "garip hale" nasıl geldiğini, daha doğrusu birilerinin mahir elleriyle(!) getirildiğini kim, kime anlatacak?
Anlatım biçimi nasıl olacak?
Nerede başlayıp, nerede bitecek?
İnandırıcılık yönü, hangi yöne bakacak?
.........
Meydan "meydan" değil,
Alan "alan" değil,
Bu işten hiçkimse "memnun" değil.
Gerçek bu,
Doğru olan, doğru bakan, doğru duran, doğruyu işaret eden, doğruyu anlatan da bu..
"Bir meydan yapacağız, Türkiye bu meydanı konuşacak, yazacak" diye başlanan.. Adına da "kent meydanı" denen.. Bugün itibariyle ne işe yaradığı tam olarak bilinmeyen bu alan için ancak şu söylenebilir;
"Meydan mı kente girdi, kent mi meydana girdi?"
Yalansa "yalan" deyin, beni o meydanın tam göbeğine "bayrak direği" diye dikin.!