Hariciye'ye giren delikanlı, Lozan'da İsmet İnönü'nün özel kalem müdürü oldu.

Şak; kanun çıktı "Hariciyecilerin eşi ecnebi olamaz" diye.

İnönü, pek beğendiği delikanlıya kıyamadı "boşan, birlikte yaşa, mesleğine devam et" dedi.

Delikanlı bu teklifi hakaret olarak kabul etti.

"Benim için ailesini,, memleketini, dinini terk eden eşime bunu yapamam. Mesleğimden vaz geçerim, eşimden asla" dedi.

Bastı istifayı, ıvır zıvır işler yaparak evini geçindirmeye çalıştı.

O tarihler memur değilsen ayvayı yiyordun.

Hayatları kaydı.

Önce, eldeki avuçtaki bitti; sonra gümüşler satıldı,ardından köşk gitti.

Kiraya çıktılar, gecekonduya kadar düştüler.

Bu arada çocukları olmuştu.

Onu saracak bezleri yoktu, çarşafları yırttılar.

Bir eli yağda, bir eli balda doğup büyüyen delikanlı eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe, ona yeniden aşık oluyordu ama, kahrından alkole dadanmıştı.

Bu yüzden çalışamaz hale geliyor, daha çok sefalete sürükleniyorlardı.

Hayatlarında eksilmeyen tek kavram mutluluktu.

İngiliz anne adı gibi hakikaten Nadide'ydi.

O kör kuruşa muhtaç hallerinde bile, hastaneden atılmış iki çocuklu bir kadına evini açtı.

Sokakta dilenen bir nineye kendi yatağını verdi, ona aylarca baktı.

Komşularının dedikodularına aldırmadan; kaçak olarak yaşayan, dara düşmüş bir Fransız'ı sofrasına oturttu.

Çocuklarına kuru ekmeği paylaşmayı öğretti.

bir gün İngiltere Elçiliğinden görevliler geldi; nasıl duydularsa duymuşlar;

"Eşini bırak; çocuklarını al İngiltere'ye dön, eğitimlerini üstlenelim, sizleri sosyal güvenceye alalım" dediler Nadide'ye.

Kapıdan kovdu, elçilik mensuplarını "Eşim Türk, çocuklarım Türk.Onlar babalarının yanında yaşayacaklar, ben de onların yanında öleceğim" diye cevapladı.

"Benim için hayatını feda eden eşimi hiç bir paraya değişmem"

İki millet, iki devlet, iki din arasında perişan olmuşlardı ama, aşkları sapasağlamdı.

Üstelik Cumhuriyet de sapasağlamdı.

O dönemin Cumhuriyeti gariban ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği sağlıyor, okumaya niyetleri varsa okutuyor, üniversiteyse üniversite, konservatuvar'sa konservatuvar, yeteneğin önünü açıyordu.

Sonuç mu?

Delikanlı, delikanlı gibi yaşadı öldü.

Nadide ise hayatının en çetin günlerini yaşadığı kızının evinde zatüriye'den vefat etti.

Bu koca yürekli kadının küllerinden doğan kızı "Yıldız", oğlu ise "Müşfik Kenter idi.

Yani size yukarıda heycanla anlattığım ve sizin büyük bir merakla izlediğiniz hikayenin gerçek kahramanları Türk Tiyatrosunun unutulmaz isimleri Yıldız ve Müşfik Kenter kardeşlerin ebeveynlerinin gerçek yaşam öyküleridir.

Allah'ın Rahmeti her zaman yanlarında olsun.