ERİNÇ YELDAN'A VE DOÇ. DR. SEMİH AKÇOMAK'A TEŞEKKÜRLERİMİZL
Cumhuriyetten bu yana gelişmelere baktığımızda, Türkiye’nin büyüme trendini; 1923-1950 / 1950-2017 diye ayırmak sanırım isabetli bir tespittir.
“Türkiye ekonomisi yurtdışından sermaye girişleri sağlandığında büyüyebilen; ancak sermaye girişleri yavaşladığında durağanlaşan, hatta krize sürüklenen, kırılgan bir ekonomi konumundadır. Bu tespit, 1980’lerden bu yana pekiştirilerek sürdürülen neoliberal politikaların ve Türkiye ekonomisinin giderek yoğunlaşan dışa bağımlılığının doğal bir sonucudur...”
Bu alandaki çalışmaları ile bizlere ışık tutan, ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları bölümü öğretim üyesi Erinç Yeldan ve Doç. Dr. Semih Akçomak’a kulak verelim şimdi.
Efil Kitabevi’nce yayınlanan Ahlâksız Büyüme adlı kitabı ile bu yorumlara yepyeni bir boyut getirdi. Semih Hoca’nın ülkemizin gündemine tam olarak oturduğuna inandığım bu ilginç ve sürükleyici kitabını, gene kendisinin İktisat ve Toplum dergisinin Eylül 2017 sayısındaki yazısından yararlanarak sizlere tanıtmak ta yarar olduğunu düşünmekteyim.
Semih Hoca önce uyarıyor: “Ekonomimiz büyüdü; ahlâksızca; ve bir ahlâksız büyüme sürecinden diğerine sürüklenirken hepimizi bir kara delik misali içine çekerek. Ahlâksız büyüme kimimize erzak torbası, kimimize iş, kimimize maaş zammı, kimimize kömür yardımı, kimimize faiz rantı, kimimize arsa rantı, kimimize vergi affı, kimimize imar affı, kimimize gümrük indirimi, kimimize de sattığımız oylarımız karşılığı aldığımız para olarak döndü. Bu nedenle ahlâksız büyümeye göz yumduk toplum olarak…”
Gene devam edelim: “Yukarıdaki örneklerin ardında gizli bir genelleştirme yatıyor. Ahlâksız büyüme siyasetten spora gündelik yaşamımızın her alanına nüfuz etmiş durumda. Türkiye’de maalesef bir ahlâk (ahlâk; iş ahlâkı, siyasi ahlâk, toplumsal ahlâk vs.) sorunu var ve yine maalesef bu ‘ahlâksızlık’ olgusu kültürel, sosyal ve ekonomik yapının bir parçası haline gelmiş; bir nevi genetik kodumuza işlenmiştir. Kopya çekmek, rüşvet vermek, yalan söylemek ve vergi kaçırmak gibi ahlâk kuralları ile bağdaştırılamayan eylemler (kanunlara aykırı olsun ya da olmasın) hep affedildi; önemsizleştirildi. Bu affedilmeler ve önemsizleştirme neticesinde ‘ahlâksızlık’ iş yaşamında ve gündelik yaşamımızda önce içselleşmiş sonra da meşrulaşmıştır. İşte bu meşrulaşmanın ifadesidir ahlâksız büyüme.”
“Ahlâksız büyüme süreçlerinin temel iktisat politikası mantığı, her ne pahasına olursa olsun kısa dönem ekonomik büyümenin desteklenmesidir. Ahlâksız büyüme ağı toplumun farklı kesimlerini kapsayacak şekilde genişlediğinde bireysel davranışlar etkilenecek ve çıkara dayanan güven ilişkisi sona erene kadar ahlâksız büyüme süreci devam edecektir. Ahlâksız büyüme sürecinin nasıl bir kısırdöngü içinde evrildiğini birkaç adımda göstermek mümkün:
1) Bireyler ve firmalar ahlâksız büyüme ağına kısa dönem kazançlar nedeniyle dahil olur.
2) Ekonomik çıkar ağı genişlediği sürece, sistem kısa dönem ekonomik büyüme yaratır. Bu kısa dönemli büyüme aslında bir aldanmadır.
3) Ahlâksız büyüme sürecine dahil olan bireyler (ve firmalar) bu aldanma ve karşılıklı çıkar ilişkisi nedeniyle sistemin yarattığı olumsuzluklara karşı duramazlar.
4) Dış faktörler, karşılıklı çıkar ilişkilerinin zedelenmesi ve sistemin yarattığı olumsuzlukların sürdürülemez hale gelmesi nedeniyle ahlâksız büyüme süreci çökmeye başlar.
5) Demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü ve eğitim sistemi kaygan bir zemine kurulu olduğu için ahlâksız büyüme sürecini kıracak dinamikler oluşamaz.”
“Türkiye’de ahlâksız büyüme süreçlerinin evrilerek yerleşmesindeki nedenlerden birisi, demokratik kurumların ve hukukun üstünlüğü prensibinin hiçbir zaman tam anlamıyla bağlayıcı olmamasıdır. Türkiye’de demokratik kurumların ve hukuk kurumunun geçmişi, diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında, oldukça kısadır. Resmi kurumların toplumsal yapıya yerleşmesi, ekonomik ve sosyal yapıyı düzenlemesi zaman alan bir süreçtir. Ancak Türkiye açısından esas önemli olan nokta, bu sürecin sıklıkla kesintiye uğramasıdır. Kâğıt üzerinde demokratik bir hukuk devleti olarak görünsek de uygulamada demokrasinin ana unsurlarının ve hukukun üstünlüğü ilkesinin hâkim grupların çıkarları doğrultusunda esnetildiği pek çok durum bulunmaktadır. Bunların sıklığı, kurumların bağlayıcılığını azaltmakta ve toplumun gözünde değerini düşürmektedir. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi.”
Sonuç: “İşsizlik, enflasyon, eşitsizlik, küreselleşme ve bölgesel gelişmeler bir yana dursun. Türkiye ekonomisi için en büyük tehdit ahlâksızlığa kilitlenmektir.”
SON SÖZ : ‘’ AHLÂKSIZLIĞIN OLDUĞU YERDE, KANUNLAR BİR ŞEY YAPAMAZ.’’ *Napolyon*