Mavi Kep ve Pelerin: ‘Cihan Harbi Yıllarında Almanya’da Osmanlı…’
“Türkiye’den Almanya’ya İlk Giden İşçiler 1960’lardaki Yetişkinler değil, Cihan Harbinde Yetim Kalmış Çocuklardı…’’ Doğrusunu söylemek gerekirse, yakın zamana kadar bu durumu kimse bilmiyordu. Ta ki, Nazan Maksudyan, bu konu ile ilgili araştırma yapıp, bu durumu belgeleyinceye kadar…Şimdi Nazan Maksudyan ’dan bu tarihi olayın iç yüzünü öğrenelim…
Türkiye’den Almanya’ya işçi gönderilmesinin miladı olarak; ‘Türk-Alman İşçi Alımı Anlaşması’nın’ imzalandığı 31 Ekim 1961 tarihi kabul edilse de, Almanya’ya ilk gidenler Birinci Dünya Savaşı’nda yetim kalmış çocuk işçilerdi. 1917-1918’de zanaatkâr çırağı, tarım çırağı ve maden işçisi olarak Osmanlı’dan Almanya’ya gönderilen yetimler, Türk, Ermeni, Arap, Yahudi asıllı yüzlerce öğrenci/işçi çocuktu. 314 kişilik grup, Nisan 1917 sonunda, Sirkeci’den askeri bir trene bindirilip, on günde Berlin’e ulaştı. Gönüllü olan, ancak gittikleri yerde maden ocaklarında çalışacaklarından haberi olmayan, 200 çocuktan oluşan ikinci gruptaki yetimlerse, Maraş, Antep, Kilis, Ankara, Söğüt, Niğde, Konya, Bursa, Manisa, Karahisar ve Edirne’den gelmişlerdi.
En küçüğü 7, en büyükleri ise 15-16 yaşlarındaki bu çocukların, Almanya’ya gönüllü gittiği söyleniyordu, ancak muhtemelen oraya vardıklarında, üç yıl ücretsiz çalışıp, dördüncü sene maaş almaya başlayacaklarından haberleri yoktu…
Çocukların sağlık, beslenme, kıyafet, hijyen sorunları vardı. Dil bilmiyorlardı. Çocukların tavrı da bir sorundu. Yöneticiler çalışmak istemediklerini, kaçtıklarını, kavga ettiklerini söylüyorlardı.
Neden savaşın ortasında yetimlerin Almanya’ya gönderilmesine karar verilmişti? Osmanlı açısından iyi eğitilmiş, iş becerisi olan işçi yetişmesi ve ülkeye dönüp sanayileşmeye katkı sunması olarak, Almanya açısından ise, işgücü eksiğini karşılaması olarak açıklanıyordu. Ama Osmanlı açısından ekonomik açıklama yeterli değil. Hem Alman, hem Osmanlı arşivlerinde gördüğüm, Osmanlı bu çocuklara iyi bir hayat ve eğitim vermekle değil, olabildiğince çok çocuk yollamakla ilgiliydi… Çünkü hazineye yük oluyorlardı. Almanların da tek dürtüsü ekonomik değil, yarı sömürgeci bir dürtüydü. Oysa yakın tarihten biliyoruz ki, çocuklarını, gençlerini batıya ve ABD’ye gönderenler, (Japonya ve Güney Kore) o çocuklar, o gençler hazineye yük oluyor diye gönderilmiyordu. Bilakis, biz savaştan yenik çıktık, ülkemiz harap halde, kalkınmaya ve iyi yetişmiş, iyi eğitilmiş kadrolara ihtiyacımız var, çünkü bütün sistemler çöktü, okullarımız , iyi eğitim veremez durumda, süratle iyi kadrolara sahip olmamız gerekir, bunun içinde, harplerde hep galip gelen, ekonomisi ve eğitim sistemi güçlü, teknolojik açıdan ileri olan batı ülkelerine ve ABD’ye, çocuklarımızı, gençlerimizi gönderelim, iyi eğitim alsınlar, donanımlı bir şekilde, ülkemize dönsünler diye gönderdiler. Ve çok doğru bir adım atmış olmanın meyvelerini topladılar… 18 Asrın sonundan itibaren, uygulamaya koydukları bu geleceğin nitelikli insan kaynağını oluşturma çabaları, 1960’lı yıllara kadar devam etmiş ve bu gün, ileri teknolojiye, ileri endüstriye ve gelişmiş ülke konumuna gelmelerine vesile olmuştur. Nitekim, her iki dünya savaşından yenik çıkan, maddi manevi, çok ağır hasar gören ve ağır bedeller ödeyen, üstelik Hiroşima ve Nagazaki’ye iki Atom bombası atılması sonucunda adeta yerle bir olan Japonya’nın, 1980’den sonra nasıl bu kadar hızlı kalkındığını anlamak için, Japon kalkınmasının nasıl başarıldığını görmek için, ‘Madein Sony’adlı kitabı okumakta yarar var. Keza aynı şekilde, Komünist Sovyet ile Çin destekli, Kuzey Kore saldırısı karşısında, 1950-1953 arası savaşan, bedelini geride kalan harap bir ülke olarak gören, Güney Kore’nin kalkınma süreçlerinde görmek mümkün…Güney Kore’de Tıpkı Japonya gibi, batıya ve ABD’ye gençlerini gönderdi. Bizim gibi, gözden çıkarmadı, çocuklarını, gençlerini…İyi eğitim aldılar. Bilgiyle donandılar. Ülkelerine dönüp, ülkelerinin kalkınma hamlelerine katkı sundular. Güney Kore Büyük Elçiliği Yayımlarından, ‘Krizantem’ adlı kitabı okuduğumuz da, çocuklarına, gençlerine nasılda önem verdiklerini, onlara nasıl yatırım yaptıklarını, önlerini açtıklarını görüyoruz. Bir de bizim Osmanlı’nın reva gördüğü harekete bakın…!!! Adeta köle gibi davranıyor, kendi öz çocuklarına… Yaban ellerde mağdur edilmelerine çanak tutuyor… Yolsuzluklarla, devleti soyanlarla, rüşvetçi insanlarla, Osmanlıyı çökerten, yanlış yönetici ve yanlış yönetimlerle uğraşacağı yerde, hiçbir günahı olmayan çocuklarımızı ve gençlerimizi, Almanlara teslim ediyor. Avrupalı boşuna ‘HASTA ADAM’ demiyordu Osmanlıya…O eski ihtişamı yoktu Osmanlının… Taht kavgaları, Saray entrikaları, güç gösterileri, makam-mevkii hırsı, rüşvet, irtikap, kötü yöneticiler ve kötü bir yönetim uygulaması ile Osmanlı artık, O eski Osmanlı değildi. Kendine hayrı yoktu ki, çocuklarımıza, gençlerimize hayrı olsun…Ekonominiz çökmüş, silahlarınız demode olmuş, ordunuz güçsüz, yönetiminiz adalet, ve hak hukuktan yoksunsa, ezilmeye, yenilmeye, sömürülmeye müstahaksınız demektir…
SON SÖZ:’’ HAYAT, İNSANLARIN VE ÜLKELERİN TARLALARIDIR. NE EKERSENİZ ONU BİÇERSİNİZ…’’
Kaynak: Nazan Maksudyan
Bu konuda Türkiye’de en kapsamlı araştırmayı Nazan Maksudyan yapmıştır.
MAVİ KEP ve PELERİN
Alper Tansel
Yorumlar
Trend Haberler
Adanaspor’da Büyük Kriz: Kadro Dağıldı, Elde Sadece 1 Oyuncu Kaldı
Adanaspor Başkanı Ergin Göleli'ye Mahkemeden Yakalama Kararı!
Valilik Bahçesinde Narenciye Dikimi Gerçekleştirildi
Milyonları İlgilendiren Karar Meclis'ten Geçti: 72 Ay Taksit, Sıfır Vergi Desteği
Adana’da Yurtlar Bölgesinde Çevre Alarmı: Öğrenciler ve Lojman Sakinleri "Koku ve Sinekten" Dertli!
Adana - Mersin Tren Seferlerinin Yeniden Başlayacağı Tarih Açıklandı
Adana'da Nüfus Müdürlüğü Bu Hafta Sonu Açık Olacak