Arada bir Lozan’ı tenkit eden, yeterli bulmayan görüşlere maalesef rastlıyoruz. Ama geçmişe dönersek işin önemi ve değeri çok daha iyi anlaşılır.

Kanuni’den sonra Osmanlılar Avrupa’nın büyük bir kısmına sahipti. Zamanla bunlar yavaş yavaş elimizden çıktı ve 20. Asrın başında Osmanlı çok zayıf hale geldi.

İktidarda bulunan İttihat Terakki’nin dört Paşası farklı Avrupa Devletlerini tutuyorlardı ama bunlar içinde en tanınmışı ve sivrisi Enver Paşa idi. Almanlar kendisini devamlı övdüğü için Osmanlı Devleti’niEnverland olarak söyleyenlerde vardı.

Zaten Birinci Dünya Savaşına girişimiz tek başına Enver Paşa’nın verdiği bir kararladır. Almanlardan satın alınan iki muhrip Odessa, Sivastopol, Novorossiysk ve Kefe (Feodosya) limanlarını bombaladı. Ama muhribin içindeki elemanlar Türk kıyafeti giymişlerdi. Buda bizim harbe katılmamıza neden oldu. Durumdan diğer liderlerin ve Meclisin haberdar olmaması nasıl bir yönetimin ülkede hüküm sürdüğünün bir kanıtı.

Osmanlı Devleti aslında Çanakkale’de Kafkaslarda ve Arabistan’da yenilmediği halde Almanların teslim oluşu nedeniyle mağluplar tarafına itildi. Oysaki bizimle beraber savaşan ve savaşı yarım bırakan İtalyanlar bir yenilmiş taraf muamelesi görmediler. Aynı şey İkinci Dünya Savaşında da oldu.

Savaş bittikten sonra imzalanan anlaşmalarla Osmanlı paramparça ediliyordu. Ayrıca Yunanlılar İzmir’e çıkmış, İngilizler İstanbul’u işgal etmiş, Çukurova ve Güneydoğu Anadolu’yu Fransızlar ele geçirmiş, Antalya’yı da İtalyanlar almıştı. İşgal kuvvetlerinin arasında Ermenilerin bulunuşuda dikkat çekici. Yani Türkiye’yi bütün yabancılardan temizlemek işi kimsenin göze alabileceği bir şey değil. Atatürk müstesna.

Bu amaçla Atatürk 19 Mayıs 1919’da bazı yakın silah arkadaşlarıyla Samsun’a çıktı. Sonra da Havza ve Amasya’da toplantılar yaptı. Sonunda da 23 Temmuz 1919’da başlayıp 6 Ağustos 1919’da biten Erzurum Kongresini toplamıştır. Bu kongrede Devrimimizin en önemli prensipleri kararlaştırılmıştır. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır:

  1. Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür ve parçalanamaz.
  2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı hükümetinin dağılması halinde millet birlik içinde savunup, karşı koyacaktır.
  3. Vatanın ve bağımsızlığın korunması ve elde edilmesi için, merkezi hükümet olmadığı taktirde, gayenin yerine getirilmesi için, geçici bir hükümet kurulacaktır.
  4. Kuvay-i Milliye’yi etkin ve milli iradeye hâkim kılmak esastır.
  5. Manda ve himaye kabul olunamaz.

Tıbbiyeyi temsilen kongreye katılan Orhan Boran’ın babası bu konu üzerinde hassasiyetle durmuş ve Atatürk’ten şu cevabı almıştır: ‘’Yabancı bir devletin himayesini kabul etmek insanlık niteliğindenyoksunluğu, güçsüzlüğü ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Ve bizde bu yola gitmeyeceğiz.’’

Erzurum Kongresini, 4 – 11 Eylül 1919 tarihinde yapılan Sivas Kongresi takip etmiştir. Sonunda da 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Atatürk Başkan seçilmiş ve yurtiçi ayaklanmaları ve karşı çalışmaları anında söndürmüştür. Kazım Karabekir’in Ermenileri yenmesinden sonra da bir kısım askeri kuvvet Ankara’ya gönderilerek askeri gücümüz artırılmıştır. Millî Mücadelede Kazım Karabekir’in başarısı ve yardımı inkâr edilemeyecek kadar büyüktür.