Dün; ulu önder Atatürk'ün 83'cü ölüm senesi idi.

Onu; saygı ve rahmetle anarken; Adana'nın Kurtuluş Savaşı'ndaki önemini yazmak istiyorum.

Geçtiğimiz 7 Kasım, Mustafa Kemal'in Adana'ya ikinci gelişinin yıldönümü idi.

O gün; Atatürk'ün Yıldırım Ordularının başına geçtikten bir hafta sonra padişahın "Orduları dağıt İstanbul'a gel" dediği gündür.

Ancak o orduları dağıtmaz, İstanbul'a da gitmez.

İskenderun üzerinden Adana'ya gelir.

Hatta İskenderun'a geldiğinde körfezin açıklarında İngiliz gemilerini gördü.

Ancak 13 Kasım'da Haydarpaşa'da dediği gibi "Geldikleri gibi giderler" demedi.

Adana'ya geldi.

Yiğit Çukurovalılar;

"Bizi ğavur ellerinde bırakma, varımızla, yoğumuzla arkandayız" dediler.

Bu sözler onu şevke getirdi.

Önce kafasında "Kurtuluş Savaşı"nı başlattı.

2 Hafta kadar örgütlenme çalışması yaptıktan sonra 10 Kasımda trenle Haydarpaşa'ya vardı.

İşte burada kafasında savaşı bitirdi ve "Geldikleri gibi giderler" dedi.

Biline ki; ulu önder'in "Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü, bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur" sözü ile Adana tarihteki yerini almıştır.

Mustafa Kemal,İngilizler'in randevu talebine "Nif'te buluşalım" demişti.

Ortada fol yok, yumurta yokken, düşman Ankara Polatlı'ya kadar gelmişken, Kocatepe'ye varıp da Büyük Taarruzu başlatmamışken; sen Yunan işgalindeki (şimdiki adı İzmir'in Kemalpaşa ilçesi olan) Nif'de buluşma teklif et.

Anladık; kafanda İzmir'e girmiş, Yunan'ı denize dökmüşsün.

Ama İngilizler'in Dünyanın bu en güzel şehrini, bir kurşun atmadan tıpış tıpış terk edeceğini nasıl anladın?

Gerçekten de bu koca yürekli adam; 6 Ekim 1923'de geldikleri yerden, 5 sene sonra, 13 Kasım 1918 'de gideceklerini; gelirken de bir imza ile gelip, bir imza ile gideceklerini nasıl hesapladı?

Kurtuluş Savaşı'ndan başlayarak; Cumhuriyet'i, Sanayi Devrimi'ni, Şapka Kanunu'nu, Eğitim'i, Harf Kanunu'nu, Kadın Hakları'nı, Hatay'ın geri alınışını, taa 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesini kafasında bitirmiş ve uygulamaya koymuştur.

Ortada Sanayi yokken "Sanayi Fuarı"nı, ekonomi yokken "Ekonomi Sempozyumu"nu, Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmamışken, Olimpiyat Komitesine başvurusunu saymıyorum bile.

"Atatürk'ün kalbinde özel bir yeri vardı Adana'nın" başlıklı yazımda da belirtmiştim.

Ulu Önder’in Adana'yı ziyaretleri esnasında yaptığı konuşmalar da geleceğin Türkiye’sine yönelik ipuçları vermesi bakımından büyük bir ilgiyle takip edilmiştir.

Çoğu da tarihe not düşülmüştür.