Bu noktada gel de, Neyzen Tevfik’e atfedilen ama aslında, şair, yazar, polis akademisi mezunu ve eski Ankara emniyet müdürü, Mutlu Çelik’e ait olan şiiri hatırlama…Zamanın bir milletvekili, Atatürk’e hakaret eden bir konuşma yapar, bunun üzerine, Mutlu Çelik 1994 yılında, cevaben diye bir şiir yazar ve şiir bir an da gündem olur… Şiir üslup olarak Neyzen Tevfik şiirlerine çok benzemektedir. Bu benzerlikten dolayı çoğu insan, araştırmaya lüzum görmeden, bu şiir, Neyzen Tevfik’e ait diye düşünür…

Öncelikle, “Be Hey Dürzü” adıyla tanınan şiiri aktaralım:

‘’Ne ararsın Tanrı ile aramda?

Sen kimsin ki, orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda,

Başı açığa niye türban sorarsın.!

***

Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.

Senin gibi dürzülerin yüzünden,

Dininden de soğuyacak bu millet.

***

İşgaldeki hali sakın unutma,

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.

Sen anandan yine çıkardın amma,

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz...

Mutlu Çelik, Atatürk’e hakaretler eden, zamanın milletvekiline, bu şiirle cevap vermiştir… Bu arada alerji konusuna bir göz atalım;

TDK'ya göre anlamı;"Birtakım yiyecek, ilaç, toz, koku vb.ne hastalık derecesinde gösterilen aşırı tepki." demektir. Alerji'nin 2. anlamı ise; "Bir kimseye veya bir şeye karşı olumsuz yönde duyulan aşırı duyarlılık." demektir.

Normalde vücudumuzu koruyan bağışıklık sistemi bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere de aşırı yanıt verir. Bu reaksiyonlara aşırı duyarlılık ya da alerji adı verilir.

Polen, arı zehri veya evcil hayvan kepeği gibi yabancı bir maddeye veya çoğu insanda reaksiyona neden olmayan bir yiyeceğe, bağışıklık sistemi tarafından verilen aşırı tepkilere alerji adı verilmektedir…Şimdi tam bu noktada, aşağıdaki olayı dikkatle okuyalım lütfen; Okuyalım da, Atatürk’ün kıymetini bilelim. Ata’mızı yok saymak yerine, onu anlamaya çalışalım…

*Düşünsene; Köydesin. Tarlada uğraşıyorsun.
Gazetelerden Yunanlıların Ege' yi işgal ettiklerini okuyorsun…!
Yaşadığın köye çok uzaktalar. Sana gelene kadar, durdurulacaklarını ve köyüne gelemeyeceklerini düşünüyorsun…
İki gün sonra, gazeteye bakıyorsun. Komşu şehirdeler. Yolu yarılamışlar.
Endişeleniyorsun. Birkaç gün sonra gazete de çıkmaz oluyor.
Çevre köylerden haber geliyor. Hepsinin basılıp yakıldığını duyuyorsun.Düşmanın yakıp,

Yıkıp, öldürüp, ırza geçtiğini duydukça endişen daha da artıyor.!!!
Bıçak kemiğe dayanmış. Gidecek yerin de yok. Bekliyorsun. Sabah oluyor , akşam oluyor, sonra tekrar sabah oluyor . Belki bizim köye gelmezler diyorsun.
Köyden silah sesleri gelmeye başlıyor. Kaçınılmaz son geliyor.
Artık senin köyündeler. Düşünüyorsun…!!!
Eşini kızını ve oğlunu kilere saklıyorsun. Silahını alıp evin camından dışarısını gözlüyorsun.
Dakikalar sonra evin önünde, 30 kişilik düşman müfrezesi görünüyor.
Basıyorsun tetiğe. Biri indi. Bir daha basıyorsun. Bir düşman daha indiriyorsun.
Üç dört beş derken mermin bitiyor.
Dalıyorlar evin içine. Dipçik ile suratını dümdüz ediyorlar.
Aman beni vurup gitsinler de, ailemi bulmasınlar diye dua ediyorsun.
Ama nafile, buluyorlar. Askerlerden üçü; " Biz bunu bir sorgulayalım " deyip,

pis pis gülerek, eşini sürükleyip ahıra götürüyor.
Diğer üçü de kahkahalar ile " Biz de bunu sorgulayalım" deyip, kızını bahçeye çıkarıyor.
Askerlerden biri oğlunu işaret ediyor.
" Öldürün bunu. Büyüdüğünde intikam almak ister"
iki asker, vurmak için oğlanı evin arkasına götürüyor.
Çaresizsin... Beni vurun onlara dokunmayın diye feryat ediyorsun ama nafile.
Ellerin bağlı, ağzın yüzün dağılmış dipçik darbeleri ile. Bir şey yapamıyorsun.
"Her şey buraya kadarmış" diyorsun.
Tam bu esnada köyden silah sesleri gelmeye başlıyor.
Ancak, bu sefer çığlıklar köylülerden değil, düşman askerlerinden geliyor.

Türk askeri giriyor köye. 5 Mehmetçik evin arkasına koşuyor oğlanı kurtarmak için.

Düşman askerini indirip oğlanı kurtarıyorlar.
4 Mehmetçik. Ahıra saldırıyor, eşinin ırzına geçmesinler diye. Son anda yetişiyorlar. Orada ki düşman askerini de vurup hatunu kurtarıyorlar.
Diğer Mehmetçikler evin bahçesine dalıyor. Kısa sürede çatışma bitiyor. Kıza da zeval gelmeden kurtarıyorlar. O asker senin canını, namusunu , şerefini, namusunu kurtarıyor.
Şimdi sen bu askerlere; " Oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun , cumaya gidiyor musun, hangi partilisin, mezhebin nedir, dinin nedir " diye soru sorar mısın ?
O noktadan sonra senin için önemi olur mu ?
Bizi birleştiren partimiz , rengimiz,ya da mezhebimiz değildir..
Bizi birleştiren maya; Millet bilincidir, inançtır, vatan sevgisidir. Namus ve şeref anlayışıdır. Akrabalıktır, Türklüktür…Biz, birbirimize bu duygularla sahip çıkarız.
Sizin köyünüze sıra gelmeden, Anadolu’yu vatan yapan, " Yurtta Barış, Dünyada Barış " diyerek bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetini kuran, eşsiz, yüreğinde sadece vatan sevgi ve şuuru olan önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, kahraman ve fedakar komutan ile silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, ecdadımızı daima bu duygularla anmalıyız…

Kadir kıymet bilerek…Bu vatan kimin? Şair Orhan Gökyay’ın meşhur şiirinden bir kıt’a ile yazımı sonlandırıyorum…

SON SÖZ: ‘’…İleri atılıp sellercesine,

Göğsünden vurulup tam ercesine,

Bir gül bahçesine girercesine,

Şu kara toprağa girenlerindir….’’