Başta A.B.D. olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda gibi gelişmiş ülkelerde, trilyonlarca doları bulan yatırımları bulunmaktadır. İsviçre gibi ülkelerin banka ve finans sisteminin bu ülkelerin paralarıyla varlığını sürdürdüğü iddia edilmektedir.

                                                           

Petrolün keşfi ve içten yanmalı motorlarda kullanılması, Körfez Ülkeleri olarak isimlendirilen Sudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ın, çok kısa sürede zenginleşmesini getirmiştir. Değinilen ülkelerin, başta A.B.D. olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda gibi gelişmiş ülkelerde, trilyonlarca doları bulan yatırımları bulunmaktadır. İsviçre gibi ülkelerin banka ve finans sisteminin bu ülkelerin paralarıyla varlığını sürdürdüğü iddia edilmektedir.

Ülkemizde İslami hassasiyetini ön plana çıkartan partilerin iktidar olduğu dönemlerde, söz konusu ülkelerin paralarının Türkiye’ye çekilmesi sıklıkla gündeme getirilmektedir. Geçmişte Merhum Başbakan ERBAKAN’ın, iktidar olduğu yıllarda, bu hususu sürekli dillendirdiği, istenilen sonucu alamaması üzerine, derin hayal kırıklığı yaşadığı hafızalardaki yerini korumaktadır. Bu günlerde   Hazine ve Maliye Bakanı Sayın ŞİMŞEK, benzeri bir çaba içerisine girmiştir.

Temennimiz değinilen çabanın meyvelerini vermesi, ülkemize özellikle “doğrudan yeni yatırım” şeklindeki para girişinin olmasıdır. Ancak, bu temenninin gerçekleşmesinin yalınızca “din” kardeşliği ile olamayacağı, geçmiş tecrübe ile sabittir. Başka faktörlerin, din birliğinin önüne geçtiği, acı gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bu gerçeğin göz önünde tutularak, ayakları sağlam yere basan bir politika oluşturulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Körfez ülkelerinin; birinci dünya savaşının ardından, Osmanlı Devletinin bu bölgeden çıkarılmasıyla, İngilizler tarafından “yapay olarak” kurulduğu, yönetim şeklinin ve yöneticilerinin “modern sömürge” düzeninin devamını sağlayacak şekilde belirlendiği, bu gün A.B.D ve İsrail’in mevcut yapıya ortak olduğu, hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Dolayısıyla, A.B.D., İsrail ve İngiltere ile iyi ilişkiler içerisinde olmadan, bu ülkelerin fonlarından büyük bir meblağı Türkiye’ye çekmek mümkün değildir. Yazımın konusunu oluşturan Körfez ülkelerine ait fonları ülkemize getirilmek isteyenler, dış politikamızı, A.B.D, İsrail ve İngiltere’nin dış politikası ile “uyumlu” hale getireceklerdir.

Yukarıdaki paragrafta değinilen “temel gerçeğe” ilave olarak, ülkemize getirmeyi düşündüğümüz fonlara, bulundukları veya gitme ihtimali bulunan ülkelerin “getirilerinin” üzerinde bir getiriyi vermemiz gerekmektedir. Bu getiri “faiz” veya “kar payı” şeklinde olacaktır. Yüksek faiz vermek suretiyle borç para almak veya sanayi, ticari ve hizmet sektöründe var olan işletmeleri satmak,  ülke kaynaklarının ve vatandaşın emeğinin yabancılara peşkeş çekilmesi demektir. Yine, bu günlerde yapıldığı gibi “vatandaşlık bağlantılı taşınmaz satışı” ise ülkemizin demografik yapısını tehlikeli bir şekilde bozmaktadır. Bu iki uygulamadan da uzak durulmalıdır.

Bunların yerine; Devletin, Türk Özel Sektörünün ve Körfez Fonlarının ortaklığı ile ileri teknoloji ürünlerinin üretiminin yapıldığı “silikon vadisi” gibi projeler oluşturulmadır. Tarımın modern sulama ve üretime kavuşturulması, ithal edilen mal ve hizmetlerin ülkemizde üretilmesinin sağlanması, turizm potansiyelinin değerlendirilmesi önceliğimiz olmalıdır. Bütün bunların yapılmasının zordur,  zaten kolay kuruluş da yoktur. Gerçek başarı zor olanı başarmaktır.                                  

 

Saygılarımla,