Büyüklerimiz hep bahsederdi; eskilerin ne kadar güzel, temiz ve nezih olduğunu. Şöyle bir cümleyle başlardı; “Eskiler ne kadarda güzeldi. Şimdi artık öyle değil! ”diye. Devam ederler cümleye, anlamazdım tabi.. Hep bu cümleyi söyleyenlere şunu derdim; “Eskilerin neresi güzel, o zaman ne televizyon, ne telefon, ne de internet vardı. Nasıl vakit geçiriyorsunuz?” derdim.

Büyüklerimiz hep bahsederdi; eskilerin ne kadar güzel, temiz ve nezih olduğunu. Şöyle bir cümleyle başlardı; “Eskiler ne kadarda güzeldi. Şimdi artık öyle değil! ”diye. Devam ederler cümleye, anlamazdım tabi.. Hep bu cümleyi söyleyenlere şunu derdim; “Eskilerin neresi güzel, o zaman ne televizyon, ne telefon, ne de internet vardı. Nasıl vakit geçiriyorsunuz?” derdim. Büyüklerim de bana, biraz daha büyünce anlarsın derdi ve işin garip yanı büyüdüm, şimdi benimde ağzımda hep “eskiler ne kadar güzeldi” cümlesi var. Şimdi daha iyi anlıyorum onları. Komşuluk ilişkileri güzeldi, insanların birbirine yaklaşımı güzeldi, ekonomi güzeldi. Daha aklıma gelmeyen binlerce güzellik vardı. Sizlere şimdi çok sevdiğim birinden bahsetmek istiyorum.

Her iki dedemi de çok küçük yaşlarda kaybettim. Deprem sonrası, bahçeli evimizden bir apartmana taşındık. Biz geldikten birkaç gün sonra kapı çaldı. Kapıyı açtım ki karşımda uzun boylu, yakışıklı, gözleri deniz mavisi kahkahalarla gülen bir adam. Çok şaşırmıştım onu gördüğümde. Sonra beni kucağına alarak, hoş geldin diyen o adamla tanıştım. Sonra anneme bu amcanın kim olduğunu sordum. Ama annemden önce o cevapladı; “Ben Ali, bu da eşim Şükran” deyip önce kendini, sonra eşini tanıştırdı. Gel zaman, git zaman vakit geçirmeye devam ettik. Sonra diğer komşularla tanıştık. Meğerse “Ali Baba” diye tanırmış herkes onu. Ali dede nasıl bir adamdı; 1.80 boylarında, iri yarı, esmer bir adamdı. Boynunda her zaman renkli fuları olurdu. Diz altına kadar uzanan şortu ve kolsuz tişörtü onu daha genç gösterirdi. Ayağında mutlaka beyaz çorapları olurdu. Masmavi gözleriyle her sabah beni okula gönderirken balkondan bakardı. Servis gelene kadar beni beklerdi. Ben okuldan döndüğümde de hep aynı yerde, yani balkonda karşılardı beni.

Gelir gelmez ona gider, okulda neler yaptığımı anlatırdım. Benim için aldığı gofretlerden verirdi. Kendine de bir bardak çay alırdı, balkonda saatlerce sohbet ederdik. Her gün diğer günün aynısı olurdu. Ama bir sabah uyandığımda Ali babayı göremedim balkonda. Kendi kendime düşündüm, uyuyordur belki diye. Okuldan eve geldikten sonra hemen anneme sordum;  “Ali dedeyi göremedim anne. Dönüşte de beni beklemiyordu. Nerede ?”  diye sorduğumda annem bana ; “Maalesef Ali dedeni öğle saatlerin de kaybettik!” Daha küçüğüm, ama dünya başıma yıkıldı o an. Artık kimse beni okula gidip gelirken ne esprileriyle karşılayacaktı, ne de benimle oturup balkonda sohbet edecekti. Ben aslında bir kez daha dedemi kaybetmiştim ve şimdi daha iyi anlıyorum, komşuluğun ne kadar önemli olduğunu. Ailem onlara emanet edip, rahatlıkla çıkıp işlerini halledip geri gelip beni dedemden alırlardı. Ama şimdi bırakın çocuğunuzu bir komşuya emanet etmeyi, çiçeğinizi bile veremiyorsunuz. Çünkü şimdilerdeki komşuluklar yalan olmuş durumda. O oturduğumuz evden de taşındık. Komşu demeye bin şahit isteyen insanlar var. Sabahları günaydın bile demeye ağzı olmayan bir sürü suratsız insanlarla yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Gülse Birsel’in bir yazısında şöyle bir cümle okumuştum;  “Komşuluk nostalji değil, mecburiyettir!”

Evet, çok doğru bir cümledir. Atalarımız boşuna dememişler. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır“ diye. Peki, anlamı ne bunun; Yardımlaşma ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu vurgular. Bu atasözünde geçen ''kül'' ifadesi, yapılacak en ufak bir yardımın bile komşuluk ilişkilerini geliştireceği anlamına gelir. Komşuluk ilişkilerinde birlik ve yardımlaşma esastır. Bunun gerçekleşmesi içinse aynı apartmanda, hatta aynı mahallede yaşayan kişilerin birbirleriyle irtibat halinde olması gerekir.

Günümüzde teknolojinin etkisiyle komşuluk ilişkileri zayıfladı artık. Hatta birçok sebepten dolayı yok oldu gitti neredeyse. İnsanlar birbirilerine nefretle bakıyor artık. Ama sizlerin Ali babayı tanımanızı çok isterdim. Gerçekten küçükten, büyüğe herkesin hayran olacağı bir insandı kendisi. İyi ki benim dedemdin.

Umarım tekrardan gelir o komşuluk ilişkileri.