Bu işten tarafların hiç biri kârlı çıkmadı. Toplum olarak herkes zarar gördü. Dibek dövenin hık deyicisi rolündeki medya da bu işten zarar gördü.
Devletin bu işi soruşturması gerek. Basit ve sıradan bir iş nasıl böyle içinden çıkılmaz hale getirildi. Bu işi kim başlattı ve kim bu süreçte nasıl bir rol üstlendi?
Bu işi başlatanlar ve bu noktaya taşıyanlar tespit edilmeli ve siyaset, bu pisliklerden temizlenmelidir. Meclis mi, gruplar mı, savcılık mı, MİT-Emniyet istihbaratı mı, DDK mı, kim ise bu işin görevlisi, onlar soruşturup halka gerçekler açıklanmalı. Ama korkarım yine bu işin üstü örtülecek. Çünkü her kesimden bu tür işlere sazan gibi atlayan birileri oluyor ve ortaya “ortak yapım” bir rezalet çıkıyor.
Bakın yönetim zafiyeti yaşanırsa, bundan herkes zarar görür. Bindiğimiz dalı keseriz. Muhalefeti yok eder, itibarsızlaştırırsanız, “karşı maddeyi’’ yok ettiğiniz zaman, siz de bir gölgeye dönüşürsünüz.
Genel kanaat Erdoğan’ın böyle görüşme yapmadığı yönünde. Partisine başka bir partiden biri geçecekse, genel merkezinde ilgili kişi ile konuşur. En azından zaten son imza onun olacaktır, Genel Başkan olarak. Beştepe’de görüşecekse bir devlet meselesini konuşabilir. Milletvekili böyle bir daveti kabul edip etmeme konusunda izin mi alması gerekir?
Bir “Deli” / bir gazete yazarı bir iddia attı ortaya / kuyuya bir taş attı, 40 akıllı 40 gün tartışırız artık. Adam “aldatıldım”, “özür dilerim” dese de…
Birçok meselede siyasiler böyle kanlı bıçaklı olurken, nasıl oluyor da, bir yanda Emine Erdoğan, aile bakanlığı, KADEM öte yanda Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, İnce, Kaftancıoğlu, LGBT, AB’nin ortaya attığı bir “İstanbul sözleşmesi” ve CEDAW gibi, aileyi ve nefsi ifsad eden bir fitne konusunda bu kadar kolay uzlaşıveriyorlar. Bu millet, sağı ile solu ile bu gafleti affetmez!
Sahi, AK Parti’de gidişattan memnun olmayıp ayrı parti kurma gayretindekilerden, en azından bu fitne ve fesadın bugünlere gelmesinde sorumluluğu olan, hiyerarşi içinde imza atmak zorunda kalmış da olsa, bu işte imzası bulunanların bugün için söyleyecekleri bir çift sözleri yok mu? Bu milletten oy isteyeceklerse, halkın zihnindeki suali mukadderlere bir cevap vermeleri gerekir.
Parti kışla mı; emir komuta içinde hareket eden, ya da tarikat mı; Şeyhin iradesini “la yus’el”, “Musalla taşındaki meyyit” gibi kabul eden bir tabiiyetin hakim olduğu. “Meclis ’de oturup konuşacaksınız. Onun için, o oturulup konuşulan yere “Parlamento” deniyor ya hu! Millet sizi oraya kavga edin, birbirinizi aşağılayın, birbirinize hakaret edin, birinizin yaptığını diğer bozsun diye göndermedi. Siyasete duyulan güveni sarsın, kaliteyi ve seviyeyi düşürün diye hiç göndermedi. Bir şey başarmak için yardımlaşmanız gerek. Birbirinizin işini bozmak çok kolay. “Dediğim dedik” olmaz. Hani istişare ve şûra yapacaktınız? İstişare edecek alim mi kaldı derseniz, haklısınız bırakmadık. Hepsi YÖK oldu! Halka sorulmaz, eğitilir, ikna edilir değil mi! Halk zaten ne isteyeceğini bilmez!? Onun için böyle adamları seçiyor zaten!? Tövbe tövbe. Arif, münevver insan mı bıraktılar. Eğitimli, diplomalı cahil, torpilli, kurnaz ve hırsız bir sürü adam dolaşıyor ortalıkta. “Kaht-ı rical” denilen şey böyle bir şey olsa gerek.
Millet kafayı yiyecek. Haberiniz olsun, haberler izlenmiyor artık, siyasi birçok program da. Gazete de okunmuyor. Hepsi propaganda aracı gibi. Sağı da, solu da övgü ve sövgüden ibaret bir yayın yapıyor. Birçok aile dizi de izlemiyor artık. İstanbul sözleşmesi ve CEDAW kafalılar orada da varlar. Çizgi filmler TV oyunları ve oyuncaklar bile artık tehlikeli bu anlamda.
Yandaş cenahın gazeteleri de artık, güya öteki kesimden okur çalmak için müstehcen fotoğraflar yayınlıyorlar. Öte yandan, dekolteli bir kadın resmi ile birlikte, “Baskıdan bıkıp okulu bıraktı, şimdi paraya para demiyormuş’’ diye haberler yapıyorlar.. Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz?. Yazık. Keşke çok geç olmadan aklımızı başımıza toplasak , yoksa gelecek günler, geçen günleri aratacak.
SON SÖZ: ‘’ İTME EL KAPISINI EL UCUYLA, İTERLER KAPINI, OMUZ GÜCÜYLE..’’