Resmi bir başkenti yok.
Fiilen Bern'i başkent olarak kullanıyorlar.
En büyük kentleri Zürih.
Bütün Dünya'nın tanıdığı ve bazı ulusal merkezlerin bulunduğu güzel bir kent.
İlk ziyaretimde 3 gün planı ile gitmiş, tam bir hafta kalmıştım.
Resmi dili mi?
Yüzde 73.2 ile Almanca.
Yüzde 23.1 ile Fransızca.
Yüzde 6 ile İtalyanca.
Yüzde 0.7 ile Romanca.
Ülkedeki etnik gruplar;
Yüzde 7.1 ile İsviçre'li, yüzde 28.9 ile yabancılar yaşıyor.
Diyeceksiniz "Bu kadar karma insan yaşayan bir ülkede yurttaş haklarını korumak da" bir mesele.
İnsan hakkını bilmem ama İsviçre'de "Balık Hakları" mükemmel korunuyor.
Fransa'dan oraya geçip yerleşen bir Türk anlattı.
Ben de onun yalancısıyım.
***
İsviçre'de balık sahiplenme, sizin anlayacağınız dille "satın alma" Türkiye'deki gibi değil.
Geçenlerde yaşadığımız bir tecrübeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
İnternet'ten ikinci el bir akvaryum satın aldım.
Ertesi gün de heyecanla, içine balık almak için "petşop"a gittik. Türkiye'de normal süreç, istediğin balığı gösterirsin; onlar da suyla birlikte,
şeffaf bir poşetin içine balığı koyarlar ve evine götürürsün.
Sen o balığa nerede bakacaksın, nasıl bakacaksın kimsenin umurunda olmaz.
Ufak bir kavanozda mı, bir bardak ya da sürahi içerisinde mi, kimsenin bilgisi olmaz.
Çok değişik şeylerde balık beslendiğine bir çoğunuz şahit olmuşsunuzdur.
Mantığınız da bunu destekler.
Dönelim hikayemize...
İsviçre'deki petşop'ta başladık balıklara bakmaya.
Hepsinin yanında balıklara özgü değerler var.
Balığın cinsine ve büyüklüğüne göre akvaryumun, en az kaç litrelik olması gerektiğini yazmışlar.
Ama bu bir tavsiye değil, mecburiyet.
Biraz baktıktan sonra görevliden yardım istedik.
Evimizde 15 litrelik bir akvaryum olduğunu söyledik ve "hangi balıkların bize uygun olacağını" sorduk.
Görevlinin gösterdiği akvaryuma baktığımızda, balıkları görmek için, tek gözümüzü kapatmamız istendi.
"Bunlar zamanla büyüyor mu?" dedik.
"Yok böyle kalır bunlar" diye cevapladı.
Tamam yapacak bir şey yok.
"Bunlardan alalım birkaç tane" dedik.
Sorgulama başladı;
"Akvaryumda şu anda balık var mı?"
"Hayır şu an balık yok"
"İçinde su var mı?"
"Var...(Gururla) daha önceden hatırladığım engin bilgiyle sabahtan su koydum ki, su biraz dinlensin, balık da alışmakta zorlanmasın"
"Ne zaman koydunuz suyu?"
"Bu sabah"
"Öyle olmaz; akvaryumun 3-4 hafta boyunca boş olarak çalışması lazım ki bakteriler ölsün. Yoksa balıklar ölür...Üç haftanın sonunda da sudan numune getireceksiniz, teste sokacağız. Eğer su uygunsa size balık satabilirim"
Sonuç olarak eve elimiz boş döndük.
Şu an akvaryum çalışıyor.
Üç hafta sonra sınavı geçip o balıkları alacağız inşallah.
Durun durun, daha bitmedi.
Onun dışında biz o konulara gelemediğimiz için, hikayenin içinde geçmiyor ama, eşsiz balık da alamıyorsunuz.
Hayvan hakları gereği, eşinin yanında olması lazımmış.
***
İsviçre'deki "Balık Hakları", ülkemizdeki "İnsan Hakları"ndan daha önde mi ne?
Yok canım; ben de neler söylüyorum.
Bir büyüğüm duyar falan,maazallah...