Doyumsuzuzdur çünkü beynimizde kahrolası bir hormon üretilir; ‘DOPAMİN’

Bu hormon yapısı itibariyle belli eşiğe sahiptir. Misal, siz yemek yerken bile dopamin üretirsiniz. Yemek ne kadar lezzetli ise, aldığınız hedoni(dopamin birimi) o kadar artar ve eşiği o belirler. Annenizin yaptığı dolmayı, başkasının yaptığı dolmaya tercih etmemizin sebebi budur. Hemen tahmini hedoni birimlerini verelim, kafalarda bir fikir oluşsun. Yemek yeme diyelim 10 hedoni. Yemeği yediniz (sigara kullanımı sağlığa zararlıdır lütfen kullanmayalım) sonra bu yemekten sonra bir tüttüreyim dediniz işte bu 15 hedoni.

Sosyal medya bağımlısıysanız ve son 8 saat girmemişseniz girdiğinizde 50 hedoni

Sonra markete girdiniz, hoşunuza giden karşı cins birinin sizinle ilgilendiğini farkettiniz. Hoop amigdala hemşehrim devreye giriyor. Bir anlık amigdala yanıyor. Sonra dopamin salgılanıyor bu da 100 hedoni.(Bu rakamları fikir vermesi açısındandır.)

Evli iseniz ya da kız/erkek arkadaşınız varsa öpüştünüz 200 hedoni(hedoni=Haz demek bu arada).

Ve geldik finale…Partnerinizle sex yaptınız: 1000 hedoni.

İşte bu yüzden doyumsuz oluyoruz. Partnerinle öpüşüyorsun, beyin sana uyarı veriyor, neden +800 hedoni daha alıp keyfimize bakmıyoruz?

Karnınız, diyelim aç, ama partneriniz belli şekillerde cinsellik sinyalleri veriyor işte bu noktada yemek yemeyi ertelemek hedoni farkından.

Bu konunun bağlımlılıkla doğrudan ilişkisi vardır. Ha bu arada doyumsuzluk, evet, birçok hayvan ile ortak paydamız. Yapılan fare deneylerinde, farelere düğmeye dokundukları an, hedoni verecek şekilde bir sistem oluşturuyorlar ve fare dopaminden ölene kadar o düğmeye dokunuyor…İşte buna dair güzel bir hikaye:

Bir kral, bir gün sabah gezintisi sırasında, bir dilenciye rastlar ve kısa bir sohbetten sonra, dilenciye “Dile benden ne dilersen” diye sorar.

Dilenci, krala gülerek; “Sanki benim her istediğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” der.

Bu cevaba şaşıran kral, “Tabiî ki her dediğini yerine getirebilirim, sen ne istediğini söyle yeter” der.

Dilenci krala, “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım” diyerek cevap verir.

“Ben güçlü bir kralım, her isteğini yerine getirebilirim” diye ısrar eder kral. Cevap olarak dilenci, elindeki boş kaseyi krala uzatır ve “Bu kaseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz” diye sorar.

Bir kahkaha atan kral, vezirine kaseyi altınla doldurmasını emreder. Vezir hemen kralın emrini yerine getirerek, kaseyi altınla doldurur, kase altınla dolup taşmakta, ancak hemen boşalmaktadır. Altınlar buhar olup uçmaktadır sanki. Vezir ne yapsa ne etse de, dilencinin kasesini bir türlü dolduramaz…!!!

Bir dilencinin kasesini dolduramadığı söylentisi, kulaktan kulağa yayılan kralın, onuru kırılmıştır. Daha sonraki günlerde de dilencinin kasesine, pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır. Ne var ki kasenin dibi yoktur sanki, kase dolup taşmakta ancak tekrar boşalmaktadır.

Kral dilenciye yenik düşmüştür, onu huzuruna çağırarak;

“Tamam, sen kazandın. isteğini yerine getiremedim, ama lütfen bana kasenin neden yapılmış olduğunu söyle” der.

“Çok basit” diye cevap verir dilenci. “İnsan dimağından yapılmıştır” ve devam eder dilenci,

“İnsanın arzu ve isteklerinden yapılmıştır, kasenin doymak bilmez oluşu bundandır.”

Kıssadan Hisse;

Gerçekten de öyle değil midir? İnsanın arzu ve isteklerinin sonu var mıdır?

Örneğin, bir iş isteriz… Sonra bir ev… Bir eş…Çocuklar.. Bir araba… Sonra da; Bir yazlık, yayla ya da deniz evi… Liste uzayıp gider, sonsuza kadar… Her birini elde ettiğimizde, bizim için anlamını yitirir ve biz başka bir şey isteriz. Sonra başka bir şey, başka bir şey… Evimiz vardır, daha büyük, daha lüks bir ev isteriz, arabamız garajdadır ama bir üst modelini ya da daha lüks bir marka isteriz. Ve bu istekler hiç bitmez…

İstek doyumsuzluk yaratır ve giderek hepimiz birer dilenciye dönüşürüz. Bir istekten diğerini çırpınıp dururuz. Amacımıza ulaştığımızda, beynimiz hemen yenisini yaratır. İstemenin bu yönünü anlayabilmek ise; bizi mutlu edecek şeyleri dışarıda aramak yerine, kendi içimizde aradığımızda gerçekleşir. Gerçek tatmine ve mutluluğa da ancak o zaman ulaşabiliriz.

Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeye devam edebilmeyi başarmak, yaşamı anlamlı kılar. Yoksa hepimiz birer dilenciye dönüşürüz.. kral bile olsak doymayız, doyuramayız…!!!

SON SÖZ:’’ AZ ‘A KANAAT ETMEYEN, ÇOĞU HİÇ BULAMAZ.’’