Bilim insanları 2000 yılından itibaren küresel ısınmanın başladığını, bunun bir süre sonra iklim değişikliğini getireceğini anlatmaya çalıştılar. Kuraklığın artacağını, yağışların dengesiz olacağını, sel baskınlarının, orman yangınlarının görülmemiş düzeye çıkacağını söylediler. Ne var ki başta Amerika Birleşik devletleri olmak üzere Çin, Almanya, Fransa, Japonya gibi sanayi devleri göstermelik toplantılar yapmak, kağıt üzerinde kalan anlaşmalara varmak dışında ciddi önlemler almaktan kaçındılar. Değinilen ülkelerin üretimde kullandıkları kimyasal maddeler ozon tabakasının delerek ısının yükselmesine, toprağı, suyu, denizleri kirletmesine, havayı bile solunamaz hale getirmesine rağmen olaya seyirci kalınması üzüntü vericidir. Alınacak önlemlerin sanayi üretimini azaltacağını, ekonomilerin içinden çıkamayacağı sorunlar yaratacağı şeklindeki karşı görüşlerin günümüzde bile yüksek sesle dile getirilmesi söz konusu lobinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

Küresel ısınmanın ana sebebi olan ülkelerle özellikle petrol ve doğalgaz üreticisi olanların birlikte hareket ettikleri, alınmaya çalışılan önlemleri sabote ettikleri izlenmektedir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi imar rantı, altın veya kömür üretimi amacıyla insanların bilinçsiz olarak çevreye zarar vermesi felaketlerin gelmesini hızlandırmıştır. Ülkemizde ve dünyada artık küresel ısınmanın tüm sonuçları görülmeye başlanmıştır. Orman yangınları, sel felaketleri her geçen gün artmakta, ciddi miktarda can ve mal kaybına neden olmaktadır. Yine, ısı artışının neden olduğu sağlık sorunları şimdilik fazla dikkat çekmeyen toplumca ödediğimiz bedellerdir.

Yaşanan felaketin bu günkü sonuçları yeterince ağırdır. Ancak gerekli önlemler alınmaz ise gelecekte daha büyük sıkıntılara yol açma olasılığı yüksektir. Bu tehlikenin adı kuraklıktır. Son yıllarda dünyanın daha az yağış aldığı, özellikle tarım yapılan alanların bundan çok daha fazla etkilendiği bilinen bir gerçektir. Dünya nüfusun hızla arttığı düşünülürse, kuraklığa bağlı üretim azalması çok kısa sürede gıda sorununun oluşmasına neden olacaktır. Gıdanın fiyat artışı bir yana fakir ülkelerde açlık gibi insani dramların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Ülkemizde ve dünyada çevre bilinci en üst düzeye çıkarılmalıdır. Sebebi ne olursa olsun doğaya zarar veren tüm eylem ve işlemler kesinlikle engellenmelidir. Sivil toplum örgütleri, siyasal baskı grupları ülke yönetimlerini bu konuda hassas davranmaya zorlamalıdır. Doğaya zarar vermeden üretim yapmak, gelir düzeyini artırmak, toplumun refah ve gelişimini sağlamak mümkündür. Unutmayalım ki henüz insanoğlu yaşayabileceği bir gezegeni bulmuş değildir. Dünya hala insanoğlunun tek yaşam yeridir. Kıymetini bilmek gerekir.

Saygılarımla,