Medyum falan değilim; öyle suya baksam sudan çıkmış balık misali olurum. Falcı olsam kahveyi üstüme dökerim, hanımdan fırça yerim: “Yine mi beyaz gömleğin üstüne kahve döktün?” diye…

Tarot işine girsem hiç anlamam; kahvehanede arkadaşlarla oynadığım batakta bile ihale bana kalır.

Hayatımda bir kere okeyden taş çalayım dedim, ıstakayla kafamı yardılar; onun için hayatım boyunca üç numara saç tıraşı olamıyorum. Çünkü kafamdaki yarıktan dolayı bana bakan Papua Yeni Gine haritasını görüyor…

Hani bu konuyla ilgili iddia oynasam desem, kupon doldurmayı dahi bilmiyorum.

Ama tutuklu belediye başkanlarının iddianameleri ortaya çıkınca avukat olmayı bırak, hepimiz falcı bile olduk. Artık herkes bahis yapar gibi üç ihtimalden konuşuyor:

“Çıkar”, “Çıkmaz ama çıksa bile siyasi yasak alır”…

Hadi bakalım, hangi sonuca iddia basayım, şaşırdım.

Ancaaaak! Asıl mesele mahkeme sonucundan sonra yaşanacaklar hakkında kafamda deli sorular var. Komplo teorisi yapsak tarih tekerrür eder mi?

Hatırlayın: Aytaç Durak tutuklanmıştı, yerine Adana Büyükşehir Meclisinde yapılan seçimde Başkan Vekililiğini Zihni Aldırmaz kazanmıştı. Devlet Bahçeli’nin Akçatekir mitingi hatırlayanlar iyi bilir, Asıl Başkan Durak ile Vekil Başkan Zihni Aldırmaz arasında tüm gözler önünde protokol sırasındaki ‘Koltuk’ tartışması da yaşanmıştı. İlk Belediye Başkanı seçildiğinde yine hakkında soruşturma açılan Kadir Aydar, görevden uzaklaştırılınca Başkan Aydar, “Hülya gelsin” demişti; Hülya da “Ben özgürüm” deyip bağımsız olmuştu daha sonrasında. Söz uçar yazı kalır ama bizim hafızamız da yabana atılacak değildir hani. Politik tiyatro sahnesi aynı dekor, farklı oyuncular.

Olmasını istemem de Zeydan Karalar–Güngör Geçer ve Oya Tekin–Hasibe Akkan arasında böyle bir olay yaşanır da tarih tekerrür eder mi?

En doğru çözüm mü Falcıya gitmek?

“Gel bakalım, bakayım senin falına,” der falcı. Ben giderim, o bakar ve pat diye: “Aboooov! Üç vakte kadar bir yol görünüyor; çıkar — çıkmaz — yasak. Ama senin için bakmayalım, biraz sıkılmış gibisin.” Ben de çıkıp gelirim; sonradan hanım sorar: “Ne gördün falcıda?” Ben, “Bir yol vardı ama üstü yazısızdı” derim. İşte siyasetimizin özeti: yolu olan çok, ama üzerindeki yazıyı okuyan az.