Konumuza geçmeden önce, kısaca demokrasi ve iyi devlet yönetiminden bahsedelim…

Abraham Lincoln demokrasiyi, “halkın, halk tarafından, halk için yönetimi” olarak tarif eder. Bu ideal tanım, demokrasinin üç temel özelliğini ortaya koymaktadır. Bunlar;’ TEMSİL, KATILIM ve DENETİMDİR’. Halkın, temsilcilerini seçme özgürlüğünün bulunduğu, yönetime aktif olarak katılabildiği ve temsilcilerinin karar ve eylemlerini denetleyebildiği bir siyasal düzen ancak ‘DEMOKRASİ’olarak adlandırılabilir. Karl Popper’in terminolojisi ile ifade edecek olursak, demokrasi bir Açık Toplum düzeni olmalıdır. Şeffaflık (açıklık) demokrasinin gereğidir. Yönetilenler (halk) ile yöneticiler arasında, yakın bir iletişimin daima mevcut olması gerekir. Yönetim ve iletişim, birbirlerinden ayrılamayacak iki kavramdır. Son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan “governance“ kavramı, yöneticiler ile yönetilenler arasındaki iletişimin önemini ortaya koyması açısından değer taşımaktadır. Thomas Jefferson’un ünlü, “DEVLET, MEŞRU GÜCÜNÜ, YÖNETİLENLERİN YÖNETENLER HAKKINDAKİ MUTABAKATINDAN ALIR’ sözü devlet yönetiminde “İYİ YÖNETİM” kavramının çok önem taşıdığını vurgulamaktadır. “İyi Yönetim“ kavramının içerisinde diyalog ve uzlaşma yer almaktadır. Halk, önce hür iradesi ile mutabakata (konsensüs) dayalı olarak temsilcilerini seçebilmeli (siyasal katılım ve temsil), onlara bu şekilde yönetme hakkını vermeli (temsili vekalet), yöneticiler ile yakın bir iletişim içerisinde bulunarak kamusal kararlara katılabilmeli (yönetime katılma) , ve yöneticilerin güç ve yetkilerini kötüye kullanmamaları için onları kontrol (denetim) edebilmelidir. İşte gerçek demokrasi, ideal devlet ve iyi yönetim için bu anahtar kavramların varlığı ve işlerliği gereklidir. Şüphesiz, halk ile temsilcileri arasında iletişimin (siyasal katılmanın) varlığı demokrasi için yeterli değildir. Halk aynı zamanda yöneticilerin karar ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu da kontrol edebilme hakkına sahip olmalıdır. Devletin meşruiyeti için, mutabakat kadar, siyasal gücün denetimi ve sınırlandırılması da önem taşır. Siyasal gücün sınırlandırılmadığı bir siyasal düzen artık demokrasi olmaktan çıkar ve keyfiyet rejimine dönüşür. Sınırsız demokrasi, kaçınılmaz olarak despotizme doğru kayar. Bu kısa girişten sonra gelelim örneğimize;

İnsanlık tarihinde birçok kıtlık olayı yaşanmıştır. Bunlardan bazıları, insanların felaketiyle neticelenmiştir. Müslümanlar da bu kıtlıklardan nasibini almıştır. Hz. Peygamber’in dönemin-den günümüze kadar, sayısız kıtlık örnekleri bulunmaktadır. Bunların içerisinde en önemli olanlarından biri de, Hulefâyı Râşidîn’in ikincisi (634-644)Ömer bel-Hattâb’ın (öl. 23/644) halifeliği döneminde Medine ve çevre-sinde etkili olan kıtlık hadisesidir.

Medine’de Yaşanan Remâde (Kıtlık) Yılı…

Hz. Ömer’in halifeliğinin 6. yılına (640)tekabül eden bu kıtlığın olumsuz sonuçları oldu. Yağmurların yağmadığı ve toprağın kül haline geldiği bu dönemde, canlılar zarar gördü ve bazı ölüm vakaları yaşandı. Şehirdeki imkânlar kıtlığı gidermede yeter-siz kalınca halife, çevre vilayetlerden yardım talebinde bulundu. Buralardan gelen yardımlar sayesinde halk, bir nebze de olsa rahat bir nefes aldı. Remâde yılı olarak bilinen kıtlık yılında Hz. Ömer, halktan zekât almadığı gibi, hırsızlıktan dolayı had cezasını da geçici olarak uygulamadı. Hz. Ömer, sebepler dairesinde elinde olan bütün imkânları seferber ettikten sonra kurak-lığın ortadan kalkması için yağmur duasına çıktı. Yağmurlar yağıp hayat normale döndükten sonra halife, Medine’nin kırsal kesiminde bulunan ve kıtlıktan dolayı şehre gelen insanları ikametgâhlarına geri gönderdi.

Özet: İnsanlık tarihi boyunca değişik coğrafyalarda birçok kıtlık hadisesi yaşanmıştır. Bunlar-dan bir kısmı insanları fazla etkilemezken bazılarının sonuçları ölümcül olmuştur. Hicaz bölge-si de bu doğal afetlerden nasibini almıştır. Özellikle kurak bir iklime sahip olan Mekke, İslam öncesi dönemden günümüze gelinceye kadar sayısız kıtlık hadisesine sahne olmuştur.

Peygamber şehri olarak bilinen Medine ise, Mekke kadar olmasa da yine de kıtlık olaylarına sahne olmuştur. Hz. Peygamber’in hicretiyle birlikte önemi bir cazibe merkezi haline gelen Medine hem Allah Resulü zamanında hem de daha sonraki dönemlerde kıtlıklarla boğuşmuştur. Bu kıtlıklar içerisinde Hz. Ömer’in halifeliği döneminde yaşanan kıtlık ise etkileri itibariyle bir hayli ağır olmuştur.

26 Ekim Pazartesi devam edeceğiz…