Hayatta öyle şeyler oluyor ki, insan; ‘’Allah’ım aklıma mukayyet ol’’ diyor…!
Devletler arası ilişkilerde de, öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki; akıl, dimağ duruyor…
Tıpkı Hz. Mevlâna’nın sözleri gibi;
‘’Öyle garip bir dünya, olmaz dediğin ne varsa olur. Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın, en garibi de budur ya, öldüm der durur yine de yaşarsın..." Suriye politikamıza baktığımızda, ne yazık ki bu acı gerçeği görüyoruz… 2011’den bu yana, milyarlarca dolara, yüzlerce askerimizin hayatına mal olan, kimi kaynaklara göre 5. Kimi kaynaklara göre 7. Milyon Suriyeli beslediğimiz, başlı başına bir DRAM yaşıyoruz… Madem Esad’la başlayan ilişkilerinizi, sıcak bir süreçte, ailelerin geliş gidişine kadar indirgediniz, sonrasını niçin getiremediniz.! Esad oldu sizler için. Esed… 11 yıl sonra, ta başından yanlış olan bu politikadan şimdi vazgeçiyorsunuz… Bunca dökülen, saçılan, maddi, manevi kayıplar, bozulan ilişkiler ne olacak? Bu nasıl bir öngörüsüzlüktür. Bu nasıl bir strateji yoksunluğudur. Siasetçi, politikacı, hele hele iktidarda ise, ABD’nin BOP projesi gibi, İngiltere’nin Sykes-Picot antlaşması gibi, dünyada olup bitenleri değerlendirerek, ülkesinin yarınlarını, gelecekteki 25-50 yılını planlayabilmeli… Süper güçler ,ABD, RUSYA, İNGİLTERE vs. bunu yapıyor. Plan var, strateji var. Biz de niçin yok.! Bizde niçin olmuyor? Bu kısır döngüden çıkamayacak mıyız?
Araçlarda bile, kısa devre, uzun devre far var… Önünü görebilesin diye… Oysa biz burnumuzun ucunu göremiyoruz. ‘’ Şam Emevi Camii’nde namaz kılacağız’’ çığlıkları atanlar, Şam’a gidemedi ama 7-8 milyon Suriyeli, bizim camilerde namaz kılar oldu. Ekonomik ve sosyal olarak verdikleri zarar da cabası…Suriye politikasının nasıl iflas ettiğinin, bundan daha iyi göstergesi olamaz…
*Hoca akşam eve misafir davet etmiş, canı da et yemeği istemiş. Kasaptan iki kilo et alıp evine götürmüş.
-Akşama misafir var, güzelce pişir bunları, demiş hanımına. Ne var ki o gün eve, hanımının misafirleri gelmiş. Kadıncağız eti pişirip onlara ikram etmiş. Akşamda bir tarhana çorbası çıkarmış. Hoca ile misafirin önüne.
-Et nerde demiş Hoca. Kadın doğruyu söyleyeceğine bir yalan kıvırmış.
-Eti kedi yedi, demiş.
-Getir şu kediyi bakalım demiş Hoca. Sonra teraziyi çıkartıp, kediyi tartmış. Bakmışlar ki tam iki kilo geliyor. Hoca hanımına sormuş:
-Peki hanım demiş, kedi bu ise, bizim et nerede? Et buysa, bizim kedi nereye gitti? Demiş…
Hikayeye göre, bir Alman, bir İtalyan, bir Fransız ve bir İngiliz, aralarında köpeğe hardal yedirmek konusunda iddiaya tutuşurlar.
*Alman önceliği alır, hardalı topak yapar ve köpeğin ensesinden tutarak zorla ağzına tıkar... Hayvanın ağzı yandığı için hardalı yemez ve çıkarır...
*İtalyan, ''öyle olmaz'' der ve hardalı makarna şeklinde ufak parçalar halinde bölerek, köpeğe yedirmeğe çalışırsa da, hayvanın ağzı gene yandığından o da başaramaz...
*Fransız da, konuya kendi açısından yaklaşarak, hardalı önce sulandırıp, sos olarak köpeğe yedirmek için uğraşsa da, bu uygulama ile de bir sonuç alamaz...
*Sıra İngiliz’e geldiğinde, İngiliz, önce köpeği okşayarak yanına çeker, sırtını sıvazlar, sonra, hardalı topak yaparak hayvanın poposuna yapıştırır. Köpek ardı yandıkça başlar hardalı, yani arkasını yalamaya, canı yandıkça yalar, yaladıkça canı yanar (aynı cola gibi hani yandıkça içiyorsun, içtikçe yanıyorsun ya ha aynen öyle.. ) ama sonuçta yalaya yalaya hardalı bitirir...
Akıllı ülkeler, hedef ülkeleri istedikleri çizgide tutabilmek için, onlara hardalı öyle yedirirler ki, o ülkeler neyi yediklerinin(?) farkına vardıklarında iş işten çoktan geçmiş olur!
Kısacası eğer akıllı olmazsan, hem hardalı yedirirler hem kıçını yalatırlar, hem de dönüşü olmayan yola sokarlar!
Ne diyordu ABD’nin meşhur dış işleri bakanı Henry Kissınger:
- Amerika iki sebeple güçlü(!)dür…
Ülkesindeki vatan hainlerini bulur, ÖLDÜRÜR…
Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini bulur, KULLANIR…!!!
Bu işi de, senin insanlarını kullanarak ya-par-lar!
SON SÖZ :’’STRATEJİSİ OLMAYANIN, YÖNÜ BELLİ OLMAZ’’