Şu an Bursa Büyükşehir Belediye Genel Sekreteri olan Doç. Dr. Ergül Halisçelik, Adana’nın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumdan, başta Büyükşehir olmak üzere mevcut merkez ve taşra belediyelerin başarılı olabilmelerinin yollarını gösterdi.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ergül Halisçelik’in önemli açıklamalarından satır başları şöyle:
BURSA’DA YAPTIKLARIMIZ, ADANA’DA YAPTIKLARIMIZIN DEVAMI
Hazineden geldiğimiz zaman sadece belediyenin hazine garantili borçlarını denetleme anlamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni denetledik 2 yıl boyunca. Bu da bir 5 yıllık bir tecrübe oldu. Her yöneticinin de tabii farklı bir yaklaşımı vardı, burada da aslında iyi bir okul oldu benim açımdan. Hatalar yaptıysak da aynı hataları tekrarlamadık. Bursa’da yaptıklarımız, Adana’da yaptıklarımızın devamı gibi bir şey oldu.
DAHA HIZLI KARARLAR ALARAK UYGULUYORUZ
Encümen, meclis, şehrin sorunları, kredi, metro, tramvay gibi hep aynı sorunlar aslında. Yerel yönetimlerde çok farklı sorunlar yok. Şimdi burada bir borç politikası, mali disiplin çok tuttu. Belki de bizim hem İzmir’e, hem de Bursa’ya davet edilmemiz mali disiplin sağlandığı için oldu. Bursa Büyükşehir Belediyesi 32 milyar lira ile Türkiye’nin en borçlu belediyesi. Sadece Büyükşehrin değil, 8 iştiraki ve bir bağlı kuruluşun BUSKİ’si ile birlikte 32 milyar borç ile başladık. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin gelirine göre belki de en borçlu belediyesi idi. Belediyenin bir şansı şuydu, döviz borcu biraz daha düşüktü ama su kuruluşu BUSKİ’nin borcunun yüzde 75’i döviz borcu. Göreve geldiğimiz günden beri borç dönüşümünü Adana’da nasıl yaptıysak aynı politikanın benzerini burada yapıyoruz. Adana’daki tecrübe iyi oldu, iyi bir okul oldu. En azından burada ne yapacağımızı daha hızlı kararlar alarak uyguluyoruz. Bize karşı bir güven var. Ben Adana’da yaşadıklarımı Bursa’da da biliyorlardı. Ben aynı sorunları yaşamak istemiyorum dedim. Aynı yönetim tarzıyla çalışamam, bana güvenecekseniz bırakacaksınız bazı şeyleri, ben de size hesap vereceğim. Siz bana hesap soracaksınız ama yetki de vereceksiniz. Ben hesap vermekten hiç gocunmam ama davul bir tarafta, tokmak bir tarafta olmaz. Yetki ve sorumluluk dağılımı adil olmazsa sadece zaman kaybederiz. Aslına bakacak olursanız biraz da inisiyatif almış olduk. Ben burada kendi gündemimi kendim belirledim. Adana’nın geleceğini Bursa’da görerek o inisiyatifi ben aldım. Başkan da sağ olsun yanlış yapmadığımız görünce o alanı bize bıraktı. Seçimde de kullandı diye düşünüyorum. Sonuna kadar borç, mali disiplini, metro ve tramvayı anlattı, helalı hoş olsun. Ama burada yapılacak daha çok şey var.
Belediyelerin bu duruma düşmemesi için nasıl tedbir alınmalı?
Mali disiplin kavramı Adana’da çok tuttu, her yerde de konuşuluyor. Mali disiplin kapsamında ders çıkarılması gerekenlerden biri de; Adana’da toplanan verginin yüzde 25’i ithalattan alınan katma değer vergisiyken, bunun Mersin ve Hatay’da yüzde 70’ler seviyesinde olduğunun gördük. Hatay’da toplanan verginin yüzde 70’i ithalattan alınan katma değer vergisi ya da gümrük vergisiydi. Adana’da yüzde 25’ti ve bu durumu çevirdik, Adana’da yüzde 50’lere doğru gitti. Ayda en az 80 milyon TL. vergiden geldi. Mersin ve Hatay’da sanayicimizin ithalatçımıza ödediği vergiyi biz Adana’ya getirdik. Benzeri Bursa’da da var, Bursa’nın daha büyük potansiyeli var. Bursa’nın ihracat rakamı 18,5 milyar dolar, ithalatı 10 milyar dolar civarı. Adana’da 3 milyar dolar ithalat, 5 milyar dolara yakında ihracat rakamı vardı. Aylık bazda Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin kaybının 250 milyon lira, Adana’da 80 milyondu. Nitekim Adana’dan çıkardığımız dersle, Bursa’da da böyle bir politika başlattık. ‘Bursa’da üretiyoruz, Bursa’ya kazandırıyoruz’ diye bir broşür de bastırdık. O broşürle Bursa’daki sanayicilere ulaştık ve tuttu. Sanayi Odası Başkanımız, gümrük müşavirlerimiz, vergi müfettişleri ve esnafımızla bir araya geldik ve bunu yaygınlaştırdık. Şu an o broşürle tüm sanayicimiz sağ olsunlar ona buna gönderiyor böyle bir sistem oluşturduk. Yakın zamanda da bunun semeresini göreceğiz diye düşünüyorum.
ADANALI GÖZÜYLE ADANA’YA DIŞARIDAN BAKMAK..
Adana’ya 23 yıl dışarıdan baktım, 23 yaşında çıktım 46 yaşında Adana’ya döndüm. Bedenimiz Adana’da olmadığı zamanda da ruhumuz hep Adana’daydı. Adana’nın sürekli ivme kaybetmesini müşahede ettim, sonra Adana’da görev almak nasip oldu. Bizzat bedenimiz ve ruhumuzla da buradaydım. Adana yüksek potansiyeli olan bir şehir. Ancak son dönemde yanlı ya da yanlış politikalarla biraz gerilerde kaldı. 90’ların ortasında Türkiye’nin 4. büyük şehri deniyordu, şu anda nüfus dağılım sıralamasında 7. sırada. Ancak bunu hep paylaştım, Adana kişi başı gelirde en son bıraktığımda 42’inciydi. 81 il arasında 42’inci olmak, yaşam kalitesinde, birçok göstergede gerilerde kalmış bir şehir Adana. Potansiyeli kullanmak sadece üretimle ilgili, gayri safi milli hasılası ile ilgili ölçülmüyor. Yaşam kalitesi, mutluluk endeksi, insani gelişmişlik de önemli. Adana sadece bu yönetim bazında değil, maalesef bu göstergelerde de yaşam kalitesini ölçen, insani gelişimi ölçen göstergelerde geride kalmaya başladı. İlçeler arası yapılan sıralamada da sadece bir ilçemiz, Çukurova ilçesi sosyo gelişmişlik endeksinde birinci kademedeki ilçeler arasında, diğerleri 2-3-4-5-6’ıncı sıralarda. 9 ilçemiz 4-5 ve 6’ıncı kategoride. Bu kategorideki ilçeler, küme düşmüş ilçeler arasına giriyor. Bu ilçeler teşvikte bir alt derecedeki teşvikten faydalanan ilçeler.
Bunun sebepleri nelerdir?
Bu sadece bugünle ölçülecek bir durum değil, aslında dünyadaki gelişimle de ilintili. Dünyada 90’lardan itibaren tarımdan sanayiye zaten geçilmişti, sanayiden de hizmet sektörüne geçildi. Şimdi Adana’da dünyadaki bu değişimden etkilendi, fakat Adana yönünü bulamadı. Sanayiden hizmet sektörüne geçiş nedir? Bankacılığın, sigortacılığın, enerjinin, ulaşım sektörünün öne çıkması demektir. Sabancıların Adana’dan gitmesi de bu trendin aslında yansımasıydı, bunun da merkezi İstanbul’du. Adana’dan Sabancıların ya da diğer güçlü sanayi kesiminin göç etmesi sadece burada umduğunu bulamaması değil, aynı zamanda dünya konjonktörünü yakalamak, rekabet gücü daha yüksek, katma değeri daha yüksek alanlara geçmekti.
ADANA’NIN HANGİ ALANDA ÖNE ÇIKACAĞI KARMAŞASI YAŞANIYOR
Sermayeyi de o sektöre taşırken şirket merkezi o taraflara taşındı. Adana burada belki yönünü bulamadı, belki de Adana için en doğru şey tarımsal sanayi ile öne çıkmaktı. Halen karar verilmiş değil. Adana’nın hangi alanda öne çıkacağı karmaşası yaşanıyor. Bir şehrin her alanda öne çıkması mümkün değil. Bu mukayese üstünlüğü şehirde turizm mi, tarım mı, sanayi mi, tarımsal sanayi mi olacak bu yönden çok bocalama yaşadı kent.
Burada ana mesaj, Adana önce hangi kategoride ön plana çıkmak istediğini belirlemeli.
Evet doğru. Diğer taraftan da tabii merkezi hükümetin vergi politikası, teşvik politikası da çevredeki illerin biraz daha öne çıkmasını sağladı. Yakın zamanda Adana ikinci bölgedeydi, küme düştü ve üçüncü bölgede şu an. Yeni yatırımcı burayı tercih etmez, çünkü lojistik anlamda da ulaşım çokta zor değil. Yeni yatırımcılar Adana yerine hep Mersin, Gaziantep, Osmaniye gibi illeri tercih etmeye başladı. Gaziantep artık 6’ıncı, 7’!inci OSB’sinin kurarken, biz daha 2’inci OSB’yi konuşuyoruz. Yeni yatırımcılar o bölgeleri tercih etmeye başladı.
Konteyner limanı Adana’nın gelişime nasıl katkı sağlar?
Merkezi hükümet bu konuda dengeleyici bir rol üstlendi. Havalimanı Şakirpaşa’dan Yenice’ye taşınınca dengeleyici anlamda Adana’dan bir şey aldık, ama Adana’ya konteyner limanını kazandırdık gibi dengeleyici bir yol çizdiler. Bence ileride büyük bir potansiyelin Adana’ya taşınması sağlanır. Enerji İhtisas Bölgesi ve enerjinin de özellikle Yumurtalık-Ceyhan hattında olması bunu umarız iyi kullanabiliriz. Adana’daki en önemli potansiyel, Adana’yı öne çıkaracak yatırımlar bunlar. Bu fırsatı kaçırmamamız lazım. Eğer bu fırsatı da kaçırırsak, Adana’yı maalesef bugünden daha kötü günler bekleyebilir.
Adana Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği yaptığınız dönemde Tarım OSB, Gıda OSB ve bunun gibi küçük OSB’lerin de temelleri atıldı, dönemin valileri tarafından Sayın Mahmut Demirtaş ve devamında Sayın Süleyman Elban’ın çok yakından bizzat takip ettiği çalışmalardı bunlar. Bunların sanayide, Adana’nın gelişiminde nasıl katkısı olacak?
Az önce bahsettiğim sosyo ekonomik gelişmişlik sıralamasında 9 ilçemiz 4-5 ve 6’ıncı kategorideki yer alıyor, Karataş’ta bu ilçelerin arasında. Ceyhan, Kozan ve merkez ilçeler hariç Pozantı’dan başlayıp Karataş, Saimbeyli, Feke… Karataş’taki OSB, mesele Tarım OSB, balıkçılık merkez şu an 3’üncü bölgede. Türkiye’deki teşvikler, 6 bölge var Adana-Mersin 3’üncü bölgede. OSB’de yatırım yaparsanız 4’üncü bölgeden faydalanırsınız. Karataş’taki bir OSB’de yatırım yaparsanız 5’inci bölgeden teşvikten faydalanırsınız. Bunu daha önce de söyledim, biz artık bölgesel kalkınma, bölgesel farkların giderilmesi anlamında politika yürütülmesi gerekiyor. Madem Adana 3’üncü bölgede, madem Karataş’ta yatırım yapılırsa 4’üncü bölge teşvikinden faydalanıyorsunuz, orda bir OSB kurulduğu zaman 5’inci bölge teşvikinden faydalanıyorsunuz o zaman bu fırsatı iyi kullanın. Adana’da görev yaparken bunu çok vurguladım. Buralara yatırım yapmayı özendirmemiz, teşvik etmemiz lazım.
Portakal Çiçeği Karnavalı’nın Adana ekonomisine etkisinden bahsedelim biraz da..
Portakal Çiçeği Karnavalı Türkiye’nin ilk ve tek karnavalı, ikincisi yok. Bu karnaval Türkiye’de artık marka haline geldi. Bu anlamda da emeği geçenlere teşekkür etmek gerekiyor. Başta Ali Haydar Bozkurt Bey olmak üzere. Artık Kültür Bakanlığı da bu karnavalı üstlendi. Burada tabii hem Büyükşehir Belediyesi, hem Adana Valiliği, hem ilçe belediyeleri destek veriyor. Bursa’da da birçok insan bana Portakal Çiçeği Karnavalını sordu. Türkiye’de artık bir marka haline gelmiş bir karnaval. Adana bir taraftan iktisadi anlamda gerilere giderken, Portakal Çiçeği Karnavalı ve Lezzet Festivali ile öne çıkmaya başladı. Karnavallarla birlikte Adana’nın halen bir sosyal sermayesi olduğu anlamına da geliyor. İktisadi anlamda bir yıldan bir yıla küçülürsünüz, geriye gidersiniz ama Portakal Çiçeği Karnavalı, Lezzet Festivali ile Adana’nın sanat ve edebiyat şehri olması bir anda sönecek şeyler değil. Bunlar biraz Adana’yı son dönemde herkesin nereye gitseniz ikinci şehri gibi duruyor. Bu festivaller Adana’nın tanıtımına çok katkı sağlıyor. Festivallere tüm Adanalıların destek vermesi lazım. Festivaller Adana’nın sermayesi ve bu festivallere sahip çıkılması gerekiyor. Bursa’da, İstanbul’da festivalleri çok soranlar oluyor. Festivaller şehrin tanıtımını çok önemli katkı sağlıyor. Umarım festivallerin sayısını artırırız. Adana artık marka şehir olma anlamında festivaller, karnavallar şehri diye anılmalı. Lezzet Festivali keza çok önemli..
Karnaval festival derken kentimizin DİJİTAL DÜNYA ile bağı da arttı, dünyanın her yerinden Adana’yı biliyorlar artık, bu anlamda neler söylersiniz?
Sanatta, ekonomide her alanda dijitalleşme öne çıkmaya başladı. Lezzet Festivali’nde ve karnavalda da dijitalleşmeden faydalanmak lazım, benim bir önerimde bu konuda oldu. Mesela Lezzet Festivali sadece Adana’da sıkışmış kalıyor. Dijital teknolojiden faydalanılarak şehrin festivallerini genele yaygınlaştırmamız lazım. Dünyada artık festivaller bu şekilde yapılıyor. Restoranları A-B-C gibi kategorize edelim, A en iyi, D en kötü ve gittiğimiz restoranları kare kodlarla festivale gelen yerli yabancı turistlere de yardımcı olması anlamında on-line dijital bir platform oluşturalım. Yurtiçinden, yurtdışından gelen misafirler hangi sınıfta restorasyona gitmek istiyorsa gitsin, ama şehrin her tarafında restoranların listeleri olsun. Şehrin güneyinde, kuzeyinde çok güzel restoranlar var. Festival etkinliklerini sadece şehir merkezine sıkıştırmamak ve ona göre not vermek lazım. Bir restoran bu yıl başarısız olduysa, B sınıfına düşsün. B sınıfındaki restoran çok başarılı olduysa, A sınıfına yükselsin. Festivale gelen yerli ve yabancı turistlerin vereceği notları ile bu sınıflandırmaları yapabiliriz. Lezzet Festivali için söylüyorum, festival sadece bir noktada olmasın, Adana’nın her yerine yayılsın. Sınıflandırma yapılırsa bu sayede hem rekabeti arttırmış oluruz, hem de kaliteyi. Yurtdışındaki festivallerin birçoğu bu şekilde yapılıyor. Gittiğiniz yerde hangi restorana gittiniz, sonra festival kapsamında akredite olmuş kurum kuruluşların listesini her yıl şeffaf bir şekilde belirleyelim. Böylece her yıl kalitenin artmasını sağlamış oluruz. Festivallerin sadece bir alana sıkışmasını doğru bulmuyorum. Çok doğru bir yoldayız. Tanıtım anlamında belki de elimizdeki en güçlü donemiz bu. En sevdiğiniz ikinci şehir neresi diye sorulduğunda, Adana en sevilen ikinci şehir cevabını alıyorsunuz. Bunun sebebi de festivaller, karnavallardır. Öneride bulunmuş olduğum sistemde rehberlik anlamında, ulaşım konusunda hizmet verilmesi lazım. Gelen turistin Anavarza’yı, Saimbeyli’yi de gezmesi, görmesi lazım. Festival boyunca şehrin tüm güzelliklerini görmesi lazım. Burada tabii ki Valilimiz, İl Kültür Turizm Müdürlüğümüz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz, tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın şehrin ekonomisine katkı sağlama anlamında festival boyunca teyakkuzda olması lazım. Taşıma sistemi ona göre dizayn edilmeli. Ama şehrin kendi çocukları kendi şehrini tanımalı ki, şehrimizi tanıtalım gelenlere de anlatalım. Bizim çocuklarımızın Adana’nın tarihi, kültürel alanlarını bilmiyor. Belediyeler buna ön ayak olabilir. Okullardan gelen talepler karşılanacak. Belediyeler otobüslerle, minibüslerle okullardan çocukları alacaklar. Çocukların kumanyası verilecek, 1 ay boyunca hep aynı yer gezilecek., İkinci ay başka bir yerimiz öne çıkacak. Adana’nın tanıtımı için yapılması gereken ve çokta zor olamayacak aktiviteler bunlar.
Gündemde olan bir başka konu da Adana kuraklık tehlikesi altında, bununla ilgili neler söylemek istersiniz bir akademisyen olarak, şehrimizin içinden geçen iki devasa nehir var ama suyu verimli kullanabiliyor muyuz sizce ?
Bölgemiz su kaynakları anlamında en zengin bölgelerden bir tanesi. Ama iklim değişikliği anlamında da Akdeniz Havzası şu an dünyadaki iklim değişikliklerinden en fazla etkileneceklerden bir tanesi. Akdeniz Havzası’nı da en çok etkileyecek il de Adana. Hem etki anlamında, hem de olasılık anlamında iklim değişikliğinin en yoğun yaşanacağı bölge olarak geçiyor. 1,5 derecenin üzerindeki sıcaklığında artık çok tehlikeli olacağı söyleniyor ama dünya buna doğru da gidiyor. Dünyadaki trendden bölge biraz ayrışmış durumda. Bu anlamda su kaynakları sınırlı, artık bölgede dahi susuz tarım da konuşulmaya başlandı. Adana’da görev yaparken iklim değişikliğinin depremden daha ziyade bölgenin en büyük riski olduğunu söyledim. Diğer risklerde çok önemli ama iklim değişikliği çok daha tehlikeli. Adana bu konuda önlem almalı.
Adana’nın bir zamanlar haklı bir üne kavuştuğu kategorisi olan Adana sporu hakkında neler söylemek istersiniz siz de bu kentte gol kralı olmuş bir sporcuydunuz bir dönemler?
Adana’nın sporunu bu sene üzülerek takip ettik. Aslında Bursa’da da bir zamanlar Türkiye Lig’inde şampiyon olmuş bir takım vardı, Bursaspor şu an 3. Lig’de. Ama 3. Lig’de ortalama 40 bin seyirciye oynuyor Bursaspor. Güçlü bir yönetim kurdular, bu sene muhtemelen 2. Lig’de dönecek. Aslında şehir ekonomisinden, şehrin diğer dinamiklerinden farklı spor. Bir ülkedeki ya da şehirdeki yaşam kalitesi diyoruz ya, hepsi birbirine bağımlı. Kültür-sanatı, ekonomisi, sporu bakın gelişmelere hepsi paralel gidiyor. Bir şehrin ekonomisi öne çıkıyorsa, spor da öne çıkıyor birbirini destekler mahiyette. Sporu geçici çözümlerle de sürdürülebilir bir hale getirmiyorsunuz. 1 yıllık güçlü bir yönetim kuruyorsunuz, güçlü bir transfer politikası ancak sürekli bir geliriniz yoksa, tek bir adama tek bir sermayeye bağlılık anlamında uzun dönemde sorunlar çıkıyor. Spor kulüplerimizin uzun dönemde başarılı olmasını istiyorsak bir kere güçlü bir yönetim ve güçlü gelir kaynakları olması gerekiyor. Yoksa sadece iki dudak arasında, onların insafına, onların zevkine kalmış bir durum haline geliyoruz. Maalesef Adana’da bu sene tarihinde olmuş mudur bilmiyorum iki takımımız birden küme düşüyor. Adana bir dönem sporun da başkentiydi. Sadece Süper Lig’de bir takımımız var. Eğer 1. Lig’de takımınız varsa, ara kademelerde de takımızın olacak ki oraya sürekli sporcu yetiştireceksiniz. Ya sürekli bir geliriniz olacak ya da sürekli altyapıdan sporcu yetiştireceksiniz ki o çocukları başka kulüplere transfer edip bir gelir kaynağınız olsun. Sporun ekonomisi de önemli, bunu biz bir türlü başaramadık. Sürekli birileri gelsin, sihirli değnekle o yılı kurtarsın şeklinde bakıyoruz.
YAPTIĞIMIZ BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA İKİ TURİZM ALANI ÖN PLANA ÇIKIYOR
Adana’nın potansiyeli kullanamadığı alanlardan bir tanesi de turizm. Fakat turizmi de alt kategorilere ayırmak lazım. Yaptığımız bilimsel araştırmalarda iki turizm alanı ön plana çıkıyordu. Bir tanesi sağlık turizmi, bir tanesi de spor turizmi. İkisi de çok kıymetli ve bakir. 67 kilometre bir sahilimiz var, sağlık anlamında da birçok hastanemiz, üniversitemiz var. Ortadoğu’nun ilk uğrak yeri sağlık turizmi olabilirdi. Spor kulüpleri için de kamp anlamında Karataş ve Yumurtalık’ın dışında, yayla anlamında da sezon öncesi kulüplerimizin gelip Pozantı’da kamp alanı, kamp merkezi yapılabilirdi. Adana için spor turizminin ya da turizminin bir şans olduğunu söylemiştim, hiçbir şey yapılmaması da Adana için güzel bir şeydi. Mersin’de şu an spor turizmi ya da turizm ile ilgili alan kapalı durumda. Yazlıklarla kapatılmış bir şehir Mersin’i, bir Antalya gibi olamadı. Adana’da şu an hala bakir bir Yumurtalık, Karataş, Karaisalı ve Pozantı hattını düşünün. Hem yayla anlamında hem de kıyı turizm anlamında söylüyorum. Buralarda doğru vizyonlarla, henüz yanlış yapılmadan çünkü yıkma maliyeti yok. Şu an Mersin’de yapmasanız bunu yıkma maliyeti var. Yıkacaksınız yerine yenisini yapacaksınız. Ama Adana için böyle yıkma maliyeti de yok. Buraları doğru vizyonla, Antalya’ya 80-90’larda yapıldığı gibi teşvik politikasıyla gelirini veya yaptığı yatırımın maliyetini çıkarana kadar vergiden muafiyetle Adana’daki bu iki turizm alanı harekete geçirebiliriz.





