Değerli okurlar, başlıktaki ifadeyi aynı biçimde tekrarlayarak yazımı devam ettireceğim.
Emperyalizm'i düşünmeden ülke içi fikir üretmek eksik kalır, yarım kalır ve belki de yanlış olur. Yani, ülke içi, ulusal ve uluslararası bir düşünce ileri süreceksen, bir fikir üreteceksen, bir görüş belirteceksen mutlaka dünya egemen güçlerini de gözönünde bulunduracaksın, bulundurmalısın.
Aksi takdirde o fikir, görüş ve düşünce tam yerine oturmaz. O tür görüşler boşluk taşır ve eksik olur. Konuyu şöyle ele alalım. Bir soru ile başlayalım. Dünyayı yönetmek isteyen bir güç, güçler veya güçler birliği var mıdır? Bu soru çok açık ve net bir sorudur. Akılcı bir bakışla bu soruya hayır böyle bir güç yok diyecek bir kişi var mı, olabilir mi? Böyle bir güç olduğunu kabul ettiğimizde ikinci bir aşamaya geçeriz. Nedir o? Yine basit, açık ve net bir sorudur. Bu güç, oturup gelişmeleri mi seyreder yoksa gelişmelerin oluşmasını sağlamaya mı çalışır? Bu sorunun cevabı da aslında çok kolay. Elbette oturup beklemez, gelişmelerin oluşmasını sağlamaya çalışır. Bu durumda işi uzatmadan yine anlaşılır, açık ve net bir soru ile sonlandıralım. Dünyayı yönetmek isteyen güçler, gelişmeleri yönlendirmeyi nasıl yaparlar? Bunun cevabı da aslında çok kolay ve basit değil mi? İstediği ülkenin iç işlerine gizli müdahaleler yaparak. Ülkelerin dinamik güçleri vardır. O dinamik güçlere sızmak dünya egemen güçlerinin en büyük oyunudur. Bunu mutlaka dikkate almak gerektir. Bir ülkenin dinamik güçlerine sızmak yeterli görülmez elbette. Çünkü bu sızmaların ortaya çıkması ihtimali her zaman olabilir. Bu nedenle bu sızmaları gizleyebilmek için ilgili ülkenin toplumu da, kamuoyu da hazırlanmalıdır. Bu nasıl olur? Toplum Mühendisliği kullanılarak Algı Yönetimi ile gerçekleştirilir. İşte benim de dikkat çekmek istediğim durum tam da budur. Millet olarak, toplum olarak değilse bile bireyler olarak Algı Yönetimi kumpasını anlamalı ve uyanık olmalıyız. Bunu yapabilmek için de, bağlılığımız kişilere, gruplara, zümrelere değil ülkeye, vatana ve millete olmalıdır. Ülkeye bakışımızın temeline vatan ve millet ölçülerini almalıyız. Dünyaya egemen olmak isteyen güçler sadece bir ülke ile ilgilenmezler elbette. Bütün dünya onlar için bir mücadele alanıdır. Örneğin abd bile bu mücadele alanının içindedir. Öyle olmasa yüzde ellinin altında bir katılımın olduğu seçimde bu katılımın yarısını alan garip, tuhaf tıramp abd'nin başkanı olur mu? Diğer bir deyişle, dünyaya egemen olmak isteyen güçler için ülke ve millet önemli değildir. Her ülkeyi, her Milleti kendi yararları adına kullanabilir ve dönüştürmek ister. Biz Batı Türkleri emperyalizmle mücadele konusunda dünyanın en deneyimli milletlerinin başında geliriz. Çünkü daha yüz yıl önce İngiliz emperyalizmi ve onların yardakçılarını yenmeyi başarmış bir milletiz. Günümüz emperyal güçlerini de yeneriz ve yine yeneceğiz. Biliyorum içeriden ve dışarıdan kuşatıldık, kuşatılıyoruz. Ama Milli Mücadele de bugünkünden daha ağır bir kuşatma farkedilince başladı ve başarıldı. Bugün neden olmasın? O günlerden neyimiz eksik? Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜMÜZ yok diyenler olacaktır. Onlar mucize yarattılar. Biz ise sadece o mucizeyi anlayıp, takip edeceğiz.
Böyle bir yazıyı neden yazdım biliyor musunuz?
Bana şu partide şu oluyor, şu parti şöyle yapıyor deyip bunları yazmamı isteyenler oluyor. Böyle istekte bulunan ve bütün diğer herkese diyorum ki; işte yazdım!
Mücadele birim bazında, kişi bazında, grup bazında değildir. Mücadele doğrudan doğruya emperyalizm ile olmalıdır. Böyle mücadelelerde muhteşem bir ATA(TÜRK) sözümüz var: Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.