Dolmuştayız. Annemle Mersin’e gidiyoruz. Dolmuşun atmosferi dikkatimi çekiyor ilk önce. Dikiz aynasından sarkan boncuklar , tesbihler, camlarına asılmış püsküllü dantel perdeler ,arka camın önünde serilmiş yine dantel örtüler ,kaportada özenle serilmiş havlular....Hepsi üstüme üstüme geliyor, boğuluyorum.

Hava çok sıcak. Dolmuşun içi daha da sıcak. Araba hareket edince bu sıkıntım geçer diye düşünüyorum. Diğer yolcuları bekliyor kaptan . Dolmuş duraklarının vazgeçilmez simalarından biri bağırarak yolcu toplamaya çalışıyor. ‘Haydiii beklemeden direk Mersiiinn,direk Mersiiin kalkıyoorrr.’

Ohhh! Nihayet araba hareket ediyor ,mutlu oluyorum. Çevremdeki yolcuları gözlemlemek için etrafımdakilere bakıyorum. Bu sırada müzik açıyor kaptan, en yüksek sesle Müslüm Gürses çalıyor. Kulaklarımı tıkamak istiyorum. Bu şarkıları dinleyemem ki ben diyorum,anneme . Daha on üç yaşımdayım. Annem ufak bir dirsek hareketi ile beni susturuyor. Babam bizi götürseydi daha iyi olmaz mıydı? Diyorum bu kez fısıltıyla. Annemin yine bu kez işaret parmağını dudaklarına götürmesi ile tekrar susuyorum. Ancak anlayamıyorum. Annem; her sorumuza uzun uzun cümleler kuran annem, hemen eğitime başlayan annem. Neden susuyor? Neden susturuyor ?

Biz önden ikinci koltukta oturuyoruz. Dolmuş bir durağa yaklaşıyor. Birisi genç, biri orta yaş üstü iki kadın yolcu alıyor. Hemen tek boş kalan kapı girişindeki pencere önüne yüzleri bize dönük bir şekilde oturuyorlar. Kaptanın para toplaması ki en kötüsü de bu işte. Arkadan yandan terli ,kirli paralar iletmeniz için bize uzanıyor, para üstü kaptan aracılığıyla bize iletiliyor , nihayetinde elden ele sahibini buluyordu. Müslüm baba ‘İtirazım var ‘diyor. Evet İtirazım var benim de.

Yeni yolcular müziği bastırırcasına yüksek bir sesle sohbete koyuluyorlar. Annesi:

--Kaynananlar ne yaptı akşam?

--Ne yapsınlar kıskançlık .Beni kıskanıyorlar. Her şeyime karışıyorlar. Bana bak kadın, dedim.Bu kadar karışırsanız , oğlunuzun evine adım atamazsınız.

- Hıııh ,iyi demişsin. Eeee ne dedi?

Annemin nefes alışverişini duyuyorum. Onlara kötü bir bakış attığını görüyorum.

-Sesini kesti, ne diyecek .Bu sefer görümce açtı ağzını. Sen annemle nasıl böyle konuşursun, falan filan.Sen de çok konuşma abinin yüzünü göremezsin; deyip kapıyı çarpıp, odama çekildim. Onlar da sessizce masayı toplayıp, bulaşıkları yıkayıp, çekip gitmişler. Gülüşüyorlar ikisi birden.

Ben içimden aaaaa çekerken, annesi :

_İyi demişsin, senden uzak Allah’a yakın olsunlar.Diyor.

Tüm yolcular gibi biz de hayretler içindeyiz. Şimdiye kadar öğrendiğim tüm adap ve nezaket kuralları yerlerde sanki. . Ben bunları düşünürken tekrar başlıyor küçük gelin; kollarındaki bileziklerini şıngirdatarak..

--Bu gün evi temizledim ,diyor. Dip köşe temizledim. Paspasları.....diyor

Annem derin bir nefes alıyor, onlara dönüyor aniden. Daha fazla sabredemeyecek. Bu sefer ben onu dirsek hareketi yaparak susturmak istiyorum. Ama mümkün değil artık anlıyorum.

_Bir dakika bakar mısınız? Diyor.Yarım saattir özel hayat hikayenizi, kaynananız değil kayınvalidenize ve görümcenize haksız yere yaptığınız hakaretlerinizi hayretler içinde dinledik. Toplu taşıma araçlarında uyulması gereken kuralları öğrenerek paspas temizliğinizi de başka yolculuklarınızda konuşun ,lütfen .

Ve ekliyor sessizce :

_ Fısıltıyla ama.

Annemin ve benim kalp çarpıntımız birbirine karışıyor. Arkadaki yolculardan gülme sesleri geliyor kulağıma. Şimdi kavga edecekler, bir şey diyecekler korkusuyla sarılıyorum, anneme. Şaşkınlık ifadesiyle bir şey demeden bakıp ,susuyorlar. Önlerine eğiyorlar başlarını.Susuyorlar.

.Üzülüyorum bu kez,acıyorum onlara .Annem eğitim şart diyor usulca irileşmiş gözlerime bakıp.

Kaptan da anlamış olacak ki aynadan bize bakarak müziği kapatıp,pencereleri açıyor .Dikiz aynasından sarkan boncuklar , tesbihler, camlarına asılmış püsküllü dantel perdeler ,arka camın önünde serilmiş yine dantel örtüler bu kez uçuşma sesleri ile yolculuğumuzu üzgün ama sessiz bir şekilde tamamlıyoruz.

Anlıyorum ki eğitimsiz her insan, hayat boyu kullanabileceği becerileri kazanamamış, olabileceğinin en azıyla yetinmek zorunda kalmış ve kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmış bir insandır.

DOUGLAS MALLOCH ‘in çok sevdiğim dizelerini paylaşmadan ayrılmak istemiyorum.

Dağ tepesinde bir çam olamazsan / Vadide bir çalı ol . /Fakat en iyi çalı sen olmalısın./ Çalı olamazsan bir ot parçası ol./Bir yola neşe ver. Bir misk çiçeği olamazsan bir saz ol./Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın/ Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz,/Dünyada hepimiz için bir şey var,/Yapacağımız işsize en yakın olan iştir./Cadde olamazsan patika ol./Güneş olamazsan yıldız ol./ Kazanmak ya da kaybetmek ölçü değildir,/Sen her neysen, en iyisi sen olmalısın.....