Acar hoca devam ediyor: ‘’ Şu ana kadar topladığım sempatiyi kaybetme pahasına bir şey söyleyeceğim: Yaz okullarına çocukları göndermek.! Tabii ki bütün yaz okullar için söylemiyorum; Yaz okullarına dil öğrensin, bağımsız yaşamayı öğrensin diye gönderilen çocukların büyük çoğunluğu, iki şey öğrenirler. 1. Cinsel bilgilerini geliştirirler, yaş durumuna göre, 2. Kötü alışkanlıkları kazanarak dönerler. Yani Sigara içmiyorsa, sigara içmeyi başlar, sigara içiyorsa ot içmeye başlayarak gelirler. Dolayısıyla 15-30 günlük yaz tatilleri ile çocuklar, ne bağımsızlık kazanır, ne de dil öğrenir. Annelerin babaların çocuklarına yapacakları en büyük iyilik; çocuklarını yaz tatillerinde 1,5-2 ay çalıştırmaktır. Nerede çalıştırmaktır? AVM başta olmak üzere, bir çok işyerinde ve hizmet sektöründe…Paranın kıymetini anlasın, en son düşünülecek şeydir. Burada maksat şudur; Öncelikle bir yetişkin dilini öğrensin. Sorumluluk alsın. Kararlarının sonuçları ile karşılaşsın. İnsan ilişkilerinde sınırınnereden geçtiğini öğrensin. Dolayısıyla, yaz tatillerinde çalışmış olan bu çocuklar, o dönemde kazandıkları becerileri, okulda kazandıklarından çok daha etkili bir biçimde hayatlarına yansıtırlar. Dolayısı anneler babalar, kaynaklarını boşu boşuna yurt dışındaki özellikle okullara, çocuğum dil öğreniyor, bağımsızlık kazanacak diye göndermekten vazgeçsinler. Çocuklarını sorumlulukla ödüllendirsinler. Çünkü, bu gün çocukların hiçbir konuda sorumlulukları yok. Aman derslerinyapsından başka. Bir kere daha,Okula yetişme sorumlulukları bile yok.!Çünkü, yetişemezse, geç kalırsa, servisi kaçırırsa, anne baba götürüyor okula. Servis gelip, binanın önünden evinin kapısından alıyor, 3-5 adım öteden bile değil. Bütün bu tutum ve davranışların getirdiği bir sonuç var. Çocuk diyor ki ; işte benim farkım bu. Çünkü ben farklıyım, ben özelim, ben önemliyim diyor.

Zaten kitaplarımda var. Evrenden torpilim var. 7 adımda başarılı olmanın yolları. 30 saniyede evet dedirtme falan. İstersen başarırsın. İnsanın başaramayacağı şey yoktur. İstedikten sonra insanın hayatta yapamayacağı şey yoktur. Açılmamış bu kanatların büyüklüğünü bilemezsin. En büyük yolculuklar ilk adımla başlar. Bu kestirme yollarla gitmeyi tercih ediyor.

Yani bu Psodasayns’ınve popüler psikolojinin insanlara yaptığı kötülüğü, başka hiçbir şey yapmıyor.’’

Evet ne yazık ki çocuklarımız, gençlerimiz hazırcılığa, kolaycılığa alışıyorlar. Kazanmadan tüketmeyi öğreniyorlar. Alın teri dökmeden, başarılı olmayı istiyorlar. Aklını kullanmadan, avanta işlere yöneliyor. Mali durumuna, ailesinin bütçesine göre davranacağı yerde; Filiz de şu marka var, Ahmet’te bu marka var sevdasına düşüyorlar. Sırf marka tutkusu, onda var bende niçin yok tutumu yüzünden, binlerce genç bunalıma giriyor. Haylazlaşıyor. Anne babaya asi oluyor ki, bana o markayı almadınız diye…Gencimiz, bilinçsiz yetişmenin günahını çekiyor. Burada anne babalara büyük görev düşüyor. Çocuğunuzun hayat mücadelesinde yenik düşmesini istemiyorsanız, duygusal davranmayın.

Hayatın gerçeklerini daima göz önünde tutun. Eskiden askerlik için;’’ senin bölük, vay anam bölüğümü’’ diye sorarlardı… Ya da beceriksiz, en ufak bir olay da darmadağın olan kişiler için, ’’Muhallebi çocuğu’’ denirdi. Ömründe bakkala gitmemiş, ekmeğin, yumurtanın, zeytinin, peynirin fiyatını bilmeyen yüzbinler var. Anne baba üfüf yetiştiriyor çünkü.. Aman onu yapmasın, aman bunu yapmasın diye diye, çocuğa sorumluluk veremiyor, tembelleşmesine yol açıyor ama farkında değil. O bu şekilde davranarak, oğlunu kızını sevdiğini zannediyor.Aslında ona kötülük yaptığının farkında bile değil. Çünkü çocuk, hayattan kopuk, gerçeklerden uzak, ana baba parasıyla hayat yaşıyor ve daha da kötüsü, hiçbir şeyin kıymetini bilmiyor. Değer kavramı nedir bilmiyor ki… İşte bunun için Kayseri’de çocuklar daha ilk okula gitmeden iş hayatına sürülür. Yaş durumuna göre hep çalışırlar. Okula gider, okul çıkışı çalışır. Akşamda dersini yapar. Buradaki amaç; çocuğun hayatı tanımasıdır. Küçücük yaşta hayatın zorlukları ile başa çıkabilmeyi öğrenmesidir. Özgüvenin gelişmesidir. İnsanları, onlarla iletişimi ve onları yakından tanımasıdır. Para nasıl kazanılır, öğrenmesidir. Alın terinin emeğin, kıymetini bilmesidir. Ticareti ya da sanatı öğrenmesidir. Karşısına çıkacak problemleri, zorlukları nasıl alt edebilir, öğrenmesidir. Ayakları üzerine nasıl duracak, öğrenmesidir. İşte onun içindir ki Kayserili başarılıdır. Ticarette, Sanayide, Hizmet sektöründe hep ilk sıralardadır. Çünkü küçücük yaşta hayatın içinde olarak büyür…

Devam edecek…