İnsanlar dünyasıyla hayvanlar dünyası arasında davranış benzerliği var.
\nKedi, kedi gibi yaşıyor.Aslan, aslan gibi. Çakal, çakal gibi. Tilki, tilki gibi. İnek, inek gibi…
Bir inekten bir tilki davranışı beklenemediği gibi, bir tilkiden de bir tavuk davranışı beklenemez.
Bu canlılar, yaratılış kurallarına göre yaşarlar. Analarından, büyüklerinden gördükleri şekilde yaşarlar.
Çakal, kurt, tilki, aslan yavruları, büyüklerinin Zebra, Ceylan, Koyun, Kuzu vb. gibi hayvanlarla, tavuklara saldırıp yediklerini görmeselerdi, bu kötü işleri yapmayacaklardı.
Bunların ibadethaneleri, okulları, televizyonları, gazeteleri, internetleri iyi ki yoktur. Yoksa onlarda da davranış bozuklukları oluşabilirdi.
Bunlar ray üzerinde giden araçlar gibi yaşarlar, davranış şekilleri belirlidir.
Sadece kuduz olup, bedensel bir hastalığa yakalanırsalar davranış bozuklukları gösterebiliyorlar.
Ama insanlar, çocukluklarından itibaren anne, baba ve diğer aile bireylerinden duyduklarına, gördüklerine, okuduklarına göre bir değerlendirmeler yaparak kişilik oluştururlar…
Doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü birbirlerinden ayırmanın ölçüsünü bilmiyorlarsa, ya da öğrenememişlerse
İyi diye kötü şeyler yapmaları, doğru diye yanlış işler yapmaları daima ihtimaldir.
Yani bu tür kişilerde, kişilik bozukluğu sonucu olarak, günlük yaşamımızda da davranış bozuklukları gözlenir ve yaşanır.
Bitkiler dünyasıyla insanlık dünyası arasında da benzerlikler vardır:
Her halk bir ağaç gibidir.
Balalar tomurcuk, gençler çiçek, meslek sahibi kişiler yaprak, sanatçı ve bilginler ise, meyve özellikleri gösterirler.
Meyveleri hoşaf, reçel yaparak yıllar sonra da kullanabiliriz.
Bilgin ve sanatçıların ürünlerini ise yıllar boyu, nesilden nesile kullanırız.
Ağaç uzun yıllar yaşar, ama ağcın üyeleri uzun yıllar yaşayamaz, her yıl değişir.
Halklar uzun yıllar yaşar, ama bireyler yıldan yıla değişir.
Eğer bir yaprak, çiçek veya meyvede haşere saldırısı varsa, bozulma, çürüme başlar.
Çürüyen, bozulan yapraklar, çiçekler ve meyveler öncelikle kendilerine zarar verirlerken, aynı anda etraflarında en yakın bulunan diğer hem cinslerine zarar verirler.
İnsanlık aleminde de bağımlı kişiler, öncelikler kendilerine zarar verirken, daha sonra en yakınlarına zarar verirler.
Bunlar çürük meyve davranışı gösterirler.
Uyuşturucu, alkol, kumar, sigara bağımlılarına bakarsak,
öncelikle kendilerine zarar verirken, eş zamanlı olarak etraflarında bulunanlara da zarar verirler.
Zararları verirken de, doğru yaptıklarına inanırlar.
Hele hele insanların, gerçek olmayan, uyduruk kavramlara inanmaları ve ona göre yaşamaları, onları hayvanlar kadar dahi sağlıklı yaşayamamaya götürür.
Bir kedinin, bir köpeğin sağlıklı tutarlı yaşamı çok ilginçtir:
Bir kedi evine, ev sahibine hiç bir zaman ihanet etmez.
Bir kangal, hiç bir zaman kurtlarla işbirliği yapıp, koyun sürüsüne saldırmaz, yediği yalın hakkını verir.
Bir kangal; hiç bir zaman TSK generallerinin, MİT çalışanlarının, Emniyet çalışanlarının davranış bozukluğunu göstermez! Oysa onların, psikosomatik sorunları nedeniyle davranış bozuklukları sergiledikleri, sık sık TV haberlerinde ve basın da yer bulur…
Koyun sürüsünü canı pahasına korur!
Hele arıları savunan koruyucu arılar, önce uyarıda bulunuyorlar, sonra canları pahasına, arı peteğini korumak için saldırıyorlar.
Bu yüzden, gerek bitkiler alemine, gerekse hayvanlar alemine saygım ve sevgim sınırsızdır.
Günlük yaşamımızda kullanılabilen bilgiler, karanlıklardaki el ışığına benzer.
Şöyle böyle nedenlerle bilgisiz bırakılmış kişiler, karanlıkta ellerinde ışık olmadan yolda yürüyen kişilere benzerler.
Bin yıllardır kişiler, çocukken şöyle böyle nedenlerle korkutulmuşlardır. Ruhunda korku olan kişilerde, doğuştan var olan bilgi çekirdekleri, olgunlaşamaz.
Bu olay, çiçekteyken meyvenin içine kurt yerleşince olgun bir meyve olamayacağı gibi bir olaydır.
Sünnet olayında ve aşı olayında asıl amaç; çocukların ruhlarına korku tohumu atmaktır.
Düşünün bir kere, gaddar bir yaratan var(!)
Hatalı mal üretmiş ve bu hatasını ürettiği mala çektirmek için onu yaktırabilecek kadar gaddar(!)
Var oluşun temelinde saygı ve sevgi olmasına rağmen,var oluşun temeline korku ve tehditlerden oluşan çimento dökerek, topluma kabul ettirmişlerdir.
Türkmenlerle ‘kılıç Müslümanı’ diye alay etmişlerdir.
Kiliselerde çarmıha gerilmiş, ayakları elleri ağaca çivilenmiş İsa heykelini gören çocuk ne düşünür?
-Devlete karşı gelenlerin başına bu gelir?
Bilgisiz bırakılmış toplumlar, korkutulmuştur, köleleştirilmiştir.
İnsanlık ormanını;
Silah üreticilerinden oluşan haşereler,
Alkol, uyuşturucu üreticilerinden haşereler,
Kumar, sigara üreticilerinden oluşanhaşereler istila etmiştir.
İnsanlık ormanını bu haşerelerden yıkayarak kurtarmak için,
insanlık ormanında var olan bu yangını söndürmek için bir YAĞMUR gereklidir.
Günümüzdeki ticaret ahlâkına göre;hava paketlenerek satılabilseydi, bunu rahatlıkla yaparlardı, bir çok kişi havasızlıktan ölürdü.
Yazık ki; günümüzde Tanrı ALTIN, Peygamber ise paradır! Çok kişi peygamberlerinin arkasında gece gündüz takla atmaktadırlar.
Hava gibi herkese lazım olan ev barınak, yeme içme, giyim kuşam, sağlık ve eğitim bugün yasal olarak satılıyor!
Kırk Haramilerin demokrasi dedikleri bu aşağılık üç kağıtçılardan oluşan toplum düzeni,
artık yok olma yörüngesine girmiştir.
Yapılan yüksek hesaplamalara göre üç yüz yıl sonra,bu günkü doğum ve ölüm oranına göre; Alman toplumu ne yazık ki ölüyor.
Buralarda Türkmenler ve Polonyalılar çoğunlukta oluyor.
Evet bireyler ağır bir ruhsal bunalım içinde. Toplumlar da öyle.
Kuzey Irak’tan, Suriye’den gelen kişilerle sohbet ettiğiniz de, Çoğunluk büyük bunalım içindedir. Dünya insanlığı nereye gidiyor? Bunca kötülük neden? Her kes bunu düşünmeli…
SON SÖZ: ‘’AÇ İT FIRIN YIKAR’’