Avrupa ülkelerine bir bakalım, bölgeleri yönetecek isimleri belirleyecek seçimler demokrasi-hukuk ve adalet üzerinden nihayete erer.

Hile, hurda olmadan!

Her şey toplumun lehine göre işlenir.

Sistem tıkır tıkır devam etmeye başlar.

Peki, bizim ülkemiz de öyle mi?

Seçimler öncesi adayların verdiği vaatler, lansmanda gösterilen projelerle zirve yapılır.

Korku ve kaos ortamına yol açacak, kaygı verici söylemlerin ardı arkası kesilmez.

Kargadan başka kuş tanınmaz.

Tüm bunlar, ‘başkan seçiliyim gerisi teferruat.’

Devletin aracını, gerecini, köprüsünü, yolunu ne varsa kendileri için değerlendirirler.

Bunun adı tabi demokrasi değildir.

İleri demokrasilerde seçimle gelen yalnızca seçimle gider.

Ondan dolayı batıda demokrasi tüm kurallarıyla, sağlıklı şekilde işlemeyi sürdürüyor.

Demokrasi bizim ülkemizde yıllardır arızalı!

Neresinden tutsanız, elinizde kalıyor. Adı var, kendi yok.

Her şey demokrasiye ne kadar inanıp inanmadığınız noktasında belirleyicidir.

Şundan dolayı ki, bazıları demokrasiyi varacakları istasyona götürecek ve daha sonra inecekleri tren gibi görmekteler.

Partilerin tarikata, liderlerin şeyh ve şıha dönüştüğü bir mecrada, demokrasiden kimse söz edemez.

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda yönünü nereye çevireceği hepimizi yakında ilgilendiriyor.

Demokrasinin öncülüğünde, çok sesli, özgürlüklere yönünü çevirmiş Türkiye’nin geleceği aydınlık olacaktır.

Aksi halde karanlık, kaos ve korku iklimi hüküm sürecektir.

Demokrasiye ve Laik Cumhuriyete sahip çıkalım.