Araştırmacı yazar Prof. İlknur Güntürkün Kalıpçı "Atatürk kimdir?" sorusunun cevabını şöyle veriyor;

Silahlı kuvvetlerin dışında bizim nesillere okullarda; karga kovalaması, 2 katlı pembe evde doğması, anlatılırdı.

Bizler Atatürk'ün bu yönlerini duyarak yetiştik.

Ama ben her proğramımda bildik bir Atatürk'le,konferansıma başlıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, Mustafa Kemal Atatürk, döneminin liderleri içerisinden 21'ci yüzyıla geçebilen tek lider. Üstelik diğer liderler, kendi halkları tarafından yok edilmenin acısı yaşamışken, o halen halkının ve Dünya'nın nabzında aynı canlılığı koruyabilen tek lider.

Önemli olan da sanırım bu gün, öldükten sonra bile,her gün canlı kalmayı başarabilmek değil midir?

Ben Atatürk'ün bu güne bu kadar canlı kalabilmesini acaba dedim askeri dehasında mı saklı, yoksa devlet adamlığındaki o çok üstün niteliğinde mi?

Sonra bir baktım ben Atatürk'ü tarihe mal olmuş yönleriyle tanımışım.

Asker Atatürk , ya da devlet adamı olarak.

Ya en büyük düşmanı, hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan Başkomutanı Trikopis (hiç bir zorlama olmadan) her Cumhuriyet Bayramımızda Atina'daki Türk Büyükelçiliğine giderek Atatürk'ün resmi karşısında saygı duruşunda bulunmasına ne demeli?

En büyük düşmanında bu saygıyı uyandırabilen Mustafa Kemal'i iyi tanımadığımı fark ettim.

Oysa ben, 26 yıllık Atatürk araştırmacısıyım.

Araştırmalarıma 1919 yılından başladım. Bu güne kadar çıkan, yerli ve yabancı, tüm gazeteleri, dergileri taradım. Bu taramam sırasında bir İran'lı şairin, Tahran'da yayınlanan bir gazeteye yazdığı bir şiiri beni çok etkiledi.

Diyor ki "Allah, bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse; başına Mustafa Kemal gibi bir lider getirir"

O kıskançlığı uyandırabilen Mustafa Kemal'i de tanımıyormuşum.

Yıl 1948 , General Mac Acarthur'un en zor, en problemli en buhranlı dönemi.

Birden çok canı sıkılır; yanında bulunan 120'dan fazla kişiye döner, aynen şöyle haykırır;

"Şu anda hiç birinizi değil büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i yanımda görmek için neler vermezdim"

Özlemini dile getirtebilen bir Mustafa Kemal'im daha varmış aslında.

Ya da, yıl 1976.

Unesco bir öneri ile gelir.

Öneri paketindeki tek cümle şudur;

"Bu gün Unesco'nun bütün projelerinin isim babası Mustafa Kemal'dir"

Peki öneri nedir?

Hepimiz biliyoruz UNESCO' ya bağlı 152 ülke var.

"Bu 152 ülke onun doğumunun 100'cü yılını hep birlikte kutlayalım" önerisidir bu.

Birden çok genç olan İsveç delegesi ayağa fırlar ve şöyle der;

"Dünya'da bu kadar devlet adamı var. Hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?"

Rus delegesi ayağa kalkar, yumruğunu masaya vurur:

152 Unesco ülkesine hitaben şunları söyler;

"Genç delege arkadaşım; hepinize hatırlatmalıyım ki Mustafa Kemal öyle sıradan bir lider değildir.Bırakın onu bir yıl anmayı, her ülke, her probleminde onu çare olarak aramalıyız"

152 ülke oy birliği ile...

Hatta Unesco metninde daha ilk ve tek olarak gösteriliyor.

Şu muhteşem metne imza atılır...

Ha belki şöyle düşünebiliriz.

"İsveç delegesi nasıl imza attı?" diye.

Hani demin dedi ya "Ne yani Dünya'daki tüm devlet adamlarının doğum günün kutlayacak mıyız?"

O genç delege ;1981'de bu metne imza atıldığı gün, mikrofona gelince şunları söyledi;

"Bu geçen sürede Atatürk'ü inceledim...Bütün ülkelerden özür diliyor, ilk imzayı ben atıyorum"

(Devam Edecek)