Nerede kalmıştık?

Bir önceki yazımızda; araştırmacı yazar Prf. İlknur Güntürkün Kalıpçı "Atatürk kimdir?" sorusunun cevabını verirken; İsveç delegesinin;

"Dünya'da bu kadar devlet adamı var. Hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?" itirazından sonra, ulu önderin hayatını inceleyip,

1981'de bu metne imza atıldığı gün, mikrofona gelince şunları söyledi;

"Bu geçen sürede Atatürk'ü inceledim...Bütün ülkelerden özür diliyor, ilk imzayı ben atıyorum" demesinde kalmıştık.

İşte 152 ülkenin imzaladığı muhteşem metin;

Atatürk kimdir?

Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi.

Olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci.

Sömürgeciliğe ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder.

İnsan haklarına saygılı,, Dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında, renk, dil, din, ırk ayırımı göstermemiş.

Şu cümleye bakar mısınız?

"Eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu"

İmza 152 ülke.

Ben şimdi merak ediyorum,biz niye elimizi ovuşturuyoruz acaba?

İstedikleri bütün kıstasların bütünü bu metinde var. Altına 1981'de imza atmışlar.

Sadece bu metni göstermek "yeter de artar.

Hadi gelin 1996'ya.

Haiti Cumhurbaşkanı ölür.

Bir vasiyet bırakmıştır.

Vasiyetinde "mezar taşına yazılmak üzere" bir metin bırakmış.

Bu gün; 1996'da ölen Haiti Cumhurbaşkanı'nın mezar taşında aynen şunlar yazıyor;

"Geçmişte Vespasya, günümüzde Mustafa Kemal Atatürk'ü örnek alarak yaşamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"

Gelelim bu güne. 2 bin'de hiç bir şey değişmedi.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı; milenyum mesajlarını veriyor.

Mesajlarından bi tanesinde 2 cümle var. Bence çok önemli. Ama bizim basın maalesef bu metinlere gerektiği kadar yer ayıramıyor.

Diyor ki; "Yüz yılın Milenyum'u hiç şüphe yoktur ki Mustafa Kemal Atatürk'tür"

Asrın lideri olmayı başarabilmiş tek liderdir.İşte 2.000'de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'na, bu itirafı etmek zorunda bırakan bir Mustafa Kemal'imiz daha var aslında.

(6.39).

Ekim 2003, Ankara'dayız.

Sefir ve sefirelere konferans veriyorum.Konferansımın sonunda Norveç sefiresi ayağa fırladı ve dedi ki;

"Bizde çok sık kullandığımız bir deyim var. O deyimin anlamını şimdi anladım"

"Nedir hanımefendi o deyim?" dedim.

Dedi ki "Atatürk gibi düşünmek" deyimi var Norveç'çe de. Çok sık kullanırız"

"Ne zaman, nerde kullanırsınız?" diye sordum.

Dedi ki;

"Hani bir problem veririz 'git çöz' diye, tembellik eder çözmez.

Gelir "Bu problemin çözümü yok"der.

Biz bu insana deriz ki "Bu problemin mutlaka bir çözümü vardır.Sen git bir de Atatürk gibi düşün" deriz.

Eve geldim televizyonumu açtım.

O kadar çok insana bir de "Atatürk gibi düşün" dediğimi hissettim. Galiba Türkçe'nin Norveççe'den daha çok bu deyime ihtiyacı var.

Sene 2004.

Bir şey değişmedi; ben arşivciyim, arşiv araştırmacısıyım.

Dediğim gibi bizim nesle aktarılmayan Atatürk belgeleri çıkarmaya çalışıyorum.

Bulduğum bir belgenin altında şu ibareler vardı.

23 Temmuz 1923'te bir İngiliz gazetesi Atatürk'le röportaj yapmış.

Dergiyi çok merak ettim.

Türkiye'de bulamadım, İngiltere'de bulamadım.

Amerika'da tek nüsha mikrofilmini yaptırtıp getirttim, açılımını yaptım.

Çok enteresan bir soru sormuş İngiliz gazeteci Atatürk'e.

Diyor ki "Milletler Cemiyeti'ne üye olmayı düşünüyor musunuz?"

Sorunun sonunda ünlem işareti var. "Yani babayiğit misiniz, cesaretiniz var mı gibisinden sormuş.

Atatürk'ün verdiği cevap aynen şöyle;

"Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı.

Biz müracaat etmeyiz, davet alırsak düşünürüz, öyle balıklama da atlamayız"

***

"Atatürk kimdir?"in cevabını böyle iki köşe yazısı ile anlatmak aslında mümkün değil.

O yüzden ilerdeki yazılarımda tekrar döneceğim.