Özellikle ABD-İran gerilimi gibi küresel olayların tetiklediği risk algısı, altın gibi geleneksel yatırım araçlarında bile kararsızlığa neden olurken, banka mevduat faizleri, "garanti kazanç" isteyen kitle için en güvenli sığınak olarak öne çıkıyor.
Neden Mevduat?
Mevduat faizinin en büyük çekiciliği, anaparanın korunması ve getirisinin (faiz oranına göre) önceden net olarak bilinebilir olmasıdır. 500 bin TL gibi ciddi bir meblağı olan bir yatırımcı, ay sonunda banka hesabına yatacak tutarı kuruşu kuruşuna hesaplayabiliyor. Yüzde 42 seviyelerinde seyreden oranlarla, 500 bin liranın getirisinin 15 bin TL bandını aşması, bu parayı başka bir riskli varlığa yatırıp "acaba düşer mi?" endişesi yaşamaktan çok daha cazip görünüyor. Özellikle, faizlerin yüzde 35 ile 42,5 bandında geniş bir skalada hareket etmesi, yatırımcının "en iyi oranı bulma" konusundaki rekabetini de artırıyor.

Enflasyon ve Reel Getiri Dengesi
Ancak mevduat yatırımcısının unutmaması gereken kritik bir nokta var: Enflasyonun üzerindeki reel getiri. Faizler yüzde 40 barajını aşmış olsa da, tasarruf sahipleri getiri ile enflasyon arasındaki makası sürekli denetlemek zorunda. Mevduat, şüphesiz ki bir "koruma kalkanı" görevi görüyor. Piyasalardaki sert dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde, anlık kazanç hırsından ziyade, "paranın değerini korumak" önceliği kazandı. Bu nedenle, 500 bin lirasını aylık bazda değerlendiren bir vatandaş, aslında sadece faiz geliri elde etmiyor; aynı zamanda piyasadaki belirsizlikten sıyrılarak "finansal huzurunu" da satın almış oluyor.




