Öğretmenler Günü, öğretmen olan ve eğitim sektöründe çalışan bireyleri, tebrik etmek ve kutlamak adına yapılan birçok etkinliğin düzenlendiği özel bir gündür.
1981 yılından bu tarafa kutlanan ‘ÖĞRETMENLER GÜNÜ’ 24 Kasım itibariyle kutlanmaya başladı.
Türkiye'nin en temel sorunlarının başında eğitim ve kültür gösterilir. Çünkü bu alanlarda fukaradır ülkemiz; okumayı zaman kaybı sayan, kültürel faaliyetlere ilgisiz kalan, ilginç bir toplumuz. Eğitim sistemimiz evlere şenlik; yıllarca çok yönlü bireyler yetiştirmek yerine “prototip” üretimlerde ısrarcı olan bir anlayışımız da var.
Popülizme oldukça yatkın bir toplumuz. Örneğin toplumun sevgililer gününe verdiği önem ve değer, nedense öğretmenler günü için söz konusu değildir. Bizde sevgiliye eşe, yılın her günü ilgi-hizmet-duyarlılık gösterme gibi geleneksel bir eğilim vardır. Bu da yetmez, yılın bir gününü de onlara ayırıp normal fiyatının 5-10 katına çıkan hediyeleri almak için seve seve debelenir, çırpınırız.
Sokaktaki insana “sevgililer günü” sorulursa, şıp diye “14 Şubat” diye kasılarak yanıtlar. Öğretmenler gününü ise, pek çoğu bilir ama yanıt verirken kasılmaz. “24 Kasım” karşılığı verilirken. Öğretmenlere yönelik kutlama etkinliklerinin ise sadece öğretmenler arasında ve öğrencilere ait olduğu ima edilir. Aynı kişilere “5 Ekim ne günü?” sorusu yöneltilirse “Biliyordum ama unuttum” ya da “Dilimin ucunda ama...” yanıtları çoğunlukta olacaktır. Bu soruya doğru yanıtı belki eğitim sendikaları üyeleri verebilecektir ancak.
Eğitim ve bilim emekçileri, 1994'ten beri UNESCO'nun ilan ettiği üzere, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü kutluyor. 24 Kasım'da yerli öğretmenler günü… 1981 yılından beri (Atatürk'ün 100. doğum yıldönümü)
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 24 Kasım 1928 tarihinde Millet Mekteplerinin Başöğretmenliği sıfatını kabul etmiş ve bu tarih itibari ile Türkiye'de Öğretmenler Günü kutlanmaya başlanmıştır.)
ülkemizde öğretmenler günü olarak kutlanıyor.
Sözü, Ekim ve Kasım aylarının birer günü anımsanan eğitim emekçilerine getirdik bu yazıda.
Etkili ve yetkili büyükler, onlarla ilgili “bitse de gitsek” tadında hamasi nutuklar atarken, basın yayın organlarında o günün önemi konuşulur. Aradan 24 saat geçmeden her şey süt limandır artık, ne öğretmenler günü kalmıştır ne de eğitim emekçilerinin sadece bir gün önce çizilen dramatik tablosu...
O tabloya beraberce göz atalım:
Türkiye'deki öğretmenler her gün biraz daha zorlaşan ekonomik, demokratik ve mesleki sorunlar arasında boğuluyor. Oysa çağdaş ve daima ileriye bakabilecek bir eğitim anlayışı için, “nitelikli eğitim için nitelikli öğretmen” yaklaşımını benimsenmeli. Eğitimin ve eğitim emekçilerinin niteliğini, olumsuz yönde etkileyen bütün sorunların giderilmesi gerekir.
Eğitim emekçileri özlük hakları ile sosyal haklarını kullanma konusunda da büyük sıkıntılar yaşıyor. Sorunların, her yıl katlanarak büyümesi; öğretmenlerin ve eğitim hizmetlerinin yoksulluk sınırının altında maaş almaları gibi etmenler, eğiticinin beynini yeterince meşgul ediyor, nitelikli eğitim için düşünme enerjisi bırakmıyor. Onları en çok yaralayan durumlardan biri de, diğer ülkelerde çalışan eğitim emekçileri arasındaki Sosyo-Ekonomik uçurumun, daha da büyümesi olarak gündeme geliyor.
Eğitim-Sen'in yaptığı araştırma bile bu dramı gözler önüne seriyor.: Avrupa'da seçilen 9 ülke arasında, en yüksek çalışma saatlerine sahip olan ülke, Türkiye. İrlanda'da öğretmenlerin bir yıllık toplam çalışma saati sadece 915 saat. İrlanda'yı sırasıyla 1425 saatle İspanya, 1526 saatle Portekiz, 1659 saatle Hollanda, 1680 saatle Danimarka, 1708 saatle Almanya, 1762 saatle Yunanistan, 1800 saatle İsviçre izliyor.
En yüksek öğretmen maaşlarının verildiği ülke Almanya iken, en düşük öğretmen maaşı veren ülke yine Türkiye. OECD'nin 2002 yılı rakamlarıyla İspanya'da göreve yeni başlamış bir ilkokul öğretmeni yılda toplam; 26.875 dolar, Yunanistan'da aynı şartlarda bir öğretmen yılda toplam 20.086 dolar kazanırken, 2019 yılı Türkiye'sinde bu rakam 7000-7400 dolar da kalıyor.
Türkiye'de eğitim emekçileri, aldığı maaşla, günlük besin ihtiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çekiyor. İyi beslenemeyen organizma, geleceğin kuşaklarını hangi bilgiyle-birikimle besleyecek? Ev sahibi olmak için pembe düşler kuran bir öğretmen, Yeşilçam filmlerinin “n'ayır, n'olamaz”lı sahnelerini aratmayacak şekilde kâbustan uyanıp hayallerinin Kaf Dağı'nın ardında olduğu görünüyor. Çünkü öğretmenler ev sahibi olmak için 12.500 saat çalışmak zorunda. “Eh, ev almak hayal, bari akşama mangal keyfi yapayım” diyen öğretmen ise 1.5 saat çalışacak ki sadece 1 kilo et alabilsin. Yeşilliği, ekmeği, soğanı, kömürü vs. derken 2.5 saatlik emeğini mangala feda edecek…Hele bir de misafiri varsa, yandı eğitim emekçisi, bir günlük mesaisi mangalın çatırtıları içinde kül olacak…
Eğitim sisteminin esas yükünü çeken, sistemin içinde bulunduğu sorunlar ve sıkıntılarla boğuşan öğretmenler, tam anlamıyla açlığın ve yoksulluğun kıskacında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Aslında bu durum, hepinizin utancı olmalı. Ancak 5 Ekim ve 24 Kasım dışında kimsenin pek de utandığı söylenemez.!
Oysa kaliteli eğitim, kaliteli öğretmenlerle sağlanabilir. Zengin toplumlar kaliteli eğitimi ancak kendi içinde kaliteli öğretmenleri varsa verebilir. Suudi Arabistan'da para kum gibi ama kaliteli eğitim verdiği söylenemez. Para her şeyi satın alabilir ama kaliteli öğretmenlerden yoksun toplumların geleceği her zaman karanlıktır ve başka ulusların kölesi olmaya mahkûmdur. Düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan, incelemeyen, buluş yapmayan, sadece gelişmiş ülkeleri izleyen, çalışan taklitçi ve tercümeci toplumlar asla gelişemez.
Yarın devam edeceğiz…