TÜRK-İŞ düzenli olarak her ay yoksulluk sınırını açıklamaktadır. Haziran/2023 ayında dört kişilik bir aile için hesap edilen rakam 33.750 Türk Lirası’dır. Bilindiği üzere, mevcut siyasi iktidarın toplu iş görüşmelerinde ve asgari ücret pazarlığında muhatap aldığı sendika TÜRK-İŞ’tir. TÜRK- İŞ’in hükümete muhalif olduğu söylenemez. Dolayısıyla, açıklanan rakamın siyasi iktidarı yıpratma amacıyla ortaya atılmadığı, ülkemizdeki “yaşam maliyetine” dikkat çekmeyi hedeflediği açıktır.
TÜRK-İŞ düzenli olarak her ay yoksulluk sınırını açıklamaktadır. Haziran/2023 ayında dört kişilik bir aile için hesap edilen rakam 33.750 Türk Lirası’dır. Bilindiği üzere, mevcut siyasi iktidarın toplu iş görüşmelerinde ve asgari ücret pazarlığında muhatap aldığı sendika TÜRK-İŞ’tir. TÜRK- İŞ’in hükümete muhalif olduğu söylenemez. Dolayısıyla, açıklanan rakamın siyasi iktidarı yıpratma amacıyla ortaya atılmadığı, ülkemizdeki “yaşam maliyetine” dikkat çekmeyi hedeflediği açıktır.
Öncelikle bu satırı yazan kişi olarak, benim de aylık gelirimin açıklanan rakamın bir hayli altında olduğunu, yazıma konu edeceğim orta gelire sahip kesimin içinde yer aldığımı belirtmek istiyorum. Günümüzde pek çok kişinin, aynı ekonomik ve sosyal şartlarda yaşamadığı insanların durumları hakkında, “yapmacık” yazılar yazdığı, “afaki” konuştuğu veya değerlendirmeler yaptığı dikkate alınırsa, yazacaklarımın daha samimi ve gerçekçi olacağını düşünüyorum.
Açıklanan rakamın içine gıda, kira, ısınma, giyim, ulaşım gibi “temel gereksinimlerin” alındığı, sinema, tiyatro, müzikal gösteri ve gezi- tatil gibi sosyal ve kültürel harcamaların ise dışarıda tutulduğu acı bir gerçektir. Yani 33.750 TL sadece “yaşama maliyetidir.” Başka bir acı gerçek ise emeklilerin, devlet memuru ile özel sektör çalışanların ve esnafın tamamına yakınının, kısaca, ülkemizdeki insanların büyük bir çoğunluğunun aylık gelirinin, bu tutarın çok altında olmasıdır.
Böyle bir gelir düzeyi orta ve alt gelire sahip kesimde nasıl bir duygusal ortam oluşturmaktadır? İlk göze çarpan “mutsuzluk” ve geleceğe bakışta “karamsarlık” yaratmasıdır. Birkaç yıl öncesine göre refah düzeyinin hızlı düşmesi, yöneticilerinin söyleminin aksine “hayat pahalılığının” her geçen gün daha da artması, hepimizi ciddi anlamda KORKUTMAKTADIR. Sinema, tiyatro, tatil ve gezi gibi sosyal ve kültürel harcamalardan tamamen vazgeçilmesi bile aylık gelir-gider dengesini kurmamıza yeterli olmamaktadır.
Bu bir tablonun sonsuza kadar sürdürülmesi mümkün değildir. Gelir dağılımının aşırı bozulması, zengin kesim ile fakir kesim arasındaki gelir farkının açılması, daha da kötüsü “orta kesimin” yok olması, toplumun huzuru açısından son derece tehlikelidir. Siyasi iktidarın önümüzdeki günlerde emekli maaşlarında ve kamuda çalışanların ücretlerinde yapmayı planladığı artışlarda bu hususun gözetilmesi hayati derecede önemli hale gelmiştir.
Son yıllarda az maaş alanlar lehine yapılan düzenlemeler, göreceli olarak yüksek ve orta düzeyde maaş alan emekli ve çalışanlara haksızlık olacak şekle bürünmüştür. Eğitimli, devlete ve topluma katkısı fazla, aldığı sorumluluk yüksek olan kamu çalışanlarının maaş veya ücretleri, diğer kesimle aynı düzeye gelmesi veya altında kalması “çalışma barışını” bozacaktır. Aynı şekilde, uzun yıllar yüksek prim ödeyerek emekli olanlarla, süre ve miktar olarak daha az prim ödemek suretiyle emekli olanların maaşlarını eşitlemek “hakkaniyete” uygun değildir. Bu iki konunun da acilen, adil bir şekilde çözülmesi gerekmektedir.
Saygılarımla,