Günümüzün materyalist dünyasında çıkar, hep ön planda. Manevi değerler de git gide azalıyor hatta yok oluyor. İnsan sosyo-kültürel bir varlık olduğu kadar, bir duygu-düşünce varlığı da . Ama, bir robot değil.

Yapmadığımız iyi, yaptığımız kötü şeylerden üzüntü duymalı. Hata – kusur ,günahlarımızdan da pişmanlık. Bu duygulardan yoksunsak ruhumuz , kalbimiz , vicdanımız ölüyor demektir. Böyle kötü alışkanlıkların sonu hüsrandır, hüzündür.

Barışı , huzuru, mutluluğu getiren , kişiyi değerli kılan onun erdemli davranışlarıdır, alışkanlıklarıdır. Yaşam yolunun diken ve çalılıklarla kapanmasını önler bu güzel alışkanlıklar.

Öte yandan şu geçici dünyaya gönül bağlayanların kurtulamaz başları dertten , beladan.

Ömür sermayemiz eriyor, tükeniyor gün be gün. Ömür gemisindeki yolculuğumuz nerede , nasıl , ne zaman bitecek, onu da bilmiyoruz. O nedenle ödünç , süreli bir Tanrı nimeti olan ömrü, boşa harcamamalı, her anını en iyi şekilde değerlendirmeli.

Ana rahminden

Geldik pazara

Bir kefen alarak

Girdik mezara diyen Yunus Emre, ne de güzel dile getirmiş yaşam gerçeğini.

Ben de Gülhan Slem olarak diyorum ki:

Ömür dediğin ne ki

Bahar biter , yaz gelir.

Sonbahar sonrasında

Kış dayanır kapıya

Soğuk kış rüzgarları

Döker tüm yapraklarını

Gelecek ağacının.

Gücüm bu, kaderim bu.

Başka ne beklersin ki?

Ya Yunus Emre’nin tasavvufu özetleyen şu harika dizeleri !

Gelin, bu gün yanalım

Yarın, yanmamak için

Ölelim ,ölmez iken

Yine, ölmemek için.

Yunus’un bir başka güzel dörtlüğü,

Mümin olanların

Çoktur cefası

Ahirette vardır

Zevk ü sefası.

Yunus Emre gibi evrensel değerlerimizle, ne kadar övünsek , gururlansak azdır.