Canlılara has, en temel bir kavramdır, üretim ve üretmek…

Yukardaki kelimelerin kapsadığı anlamlardan birisi hariç, diğerleri ile toplumumuzun önemli bir kısmının pek ilgili olmadığı görülüyor. Gerçekten, üretmek;

-Aynı türden canlıları çoğaltmak,

-Ekonomik bir etkinlik sonucu ürün elde etmek,

- Oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek (fikir üretmek gibi)

olarak tanımlandığına göre, bize birinci satır ile ilgilenmek yetiyor. Ama amacımız koyun, sığır, tavuk yetiştirmek değil, insan, eşref-i mahlûkat, sayısını artırmak. Hatırlarsınız bir ailenin en az üç çocuk sahibi olmasını istiyorduk, sonra bu yetmez beş olsun denildi. Kısaca, üretmek kavramını üremek kavramı içine sokarak meseleyi basitleştirmiş ve kolaylaştırmışız.

Tanımın ikinci ve üçüncü satırları ile bağlılığımız, Osmanlılardan beri sürdürülen bir gelenekle, pek kuvvetli değil. Her ne kadar bazen Muş Hava Limanının ismini Sultan Alpaslan Hava Limanı olarak değiştirmek, doların yükselişini önlemek için, halktan yastık altındaki döviz ve altınlarını TL ile değiştirmesini istemek gibi fikir üretimleri yapılıyor olsa da.

Gene,belirli faaliyet ve işlemler sonucu yeni bir mal ve hizmet meydana getirme

olarak tanımlanan üretimi pek sevmemişiz. Hazırı tercih eder olmuşuz. Başkaları yapsın sen kullan, kolaylığı varken.!

Oysa, Türkiye için tarımsal üretim, sanayi ve bilgi üretimi hayati öneme sahiptir. Son zamanlarda diğer kalemleri küçümser ve olmamasını önemsiz sayar mahiyette, ileri teknolojili ürünler üretmekten sık bahsedilir oldu. İyi tarif edilmek koşulu ile benim de buna bir itirazım olamaz ama bir anımı hatırlatıyor: Bundan yaklaşık 15-20 yıl önce dünya yarı iletken pazarı ile ilgili verileri incelerken Malezya’nın 11 milyar $’lık ihracatı ile ön sıralarda yer aldığını görerek hayrete düşmüştüm. Sonra ithalat rakamlarına ulaştığımda 10.9 milyar $ olduğunu tespit etmiştim…

Bazı büyük Japon firmaları, kurdukları ortak tesisler eliyle üretim sürecinin son aşamalarını, Malezya’da yaptırıyorlardı. Yani, enkapsülasyon gibi işlemlerin yapılmasını üstlenen Malezya, yarı iletken sanayii 11 milyar içinde 100 milyon $ kazanıyordu.

Bu tarihten biraz daha eskide, Türkiye’de Bilgi Toplumu, Bilişim, Bilgi Üretimi deyimleri yeni yeni kullanılmaya başlamışken bazı çevrelerden sanayileşmeyi bırakalım bilgi toplumu olmaya bakalım teklifleri geliyordu. İleri teknolojili ürün klişesinin bundan ne farkı var?

Bu sebeple böyle içi boş sloganlardan çekinirim. Zira siyasetçilerin tümünün birer Al Gore olmasını beklemek haksızlıktır.

Sanayileşme devrimi üçyüz yıldan beri hiç durmadı ve durmayacak. Bu sürecin aşamalarının aşağıdaki gibi olduğu biliniyor:

*İlk aşama olan 1. Sanayi Devriminde; su ve buhar gücü ile çalışan mekanik üretim sistemleri kullanılmıştır.

*İkinci aşamada ise, 2. Sanayi Devrimi; elektrik enerjisinin kullanılması ve Henry Ford’un üretim bandı fikriyle seri üretim uygulamaları başlamıştır.

*Üçüncü aşamada, 3. Sanayi Devrimi; mekanik ve elektrik teknolojilerin yerini dijital teknolojiler alarak programlanabilir makinelerin kullanılması başlamıştır. Günümüz bu aşamayı yaşamaktadır,

*4. Sanayi Devrimi ; yakın gelecekte başlatılacağı tasarlanan yeni bir sanayi strateji planıdır.

Şu sırada gelişmiş ülkelerde üçüncü aşamanın yaşandığı dünyamızda, önümüzdeki 15-20 yıl içinde, 4. Sanayi devriminin tamamlanması bekleniyor. Daha şimdiden Endüstri 5.0 konuşulmaya başlandı bile.

Başta ABD olmak üzere, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa bu hususta epey yol almış vaziyetteler.

Türkiye, ilk üç devrimin dışında kalmış olup, bugün sanayisi 2. ve 3. aşamalar arasında bir yerdedir. Bu güne kadar olan tutum ve davranışlar, Endüstri 4.0 devriminin de dışında kalacağımızın habercisidir, umarım böyle olmaz.

Oysa geçmişimizde, Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (1934-1938) gibi çok başarılı uygulamalar da mevcuttur.

Bu plan sayesinde bir çoğu yakın zamana kadar yaşayan önemli sanayi tesisleri kurularak ülkenin bir çok ihtiyacının yerli olarak karşılanması sağlanmakla kalınmamıştır. Kurulan fabrikaların çoğu, etrafında ve yakınında şehirler meydana gelmesi ve buralarda çağdaş yaşama ait ülkede çekirdek teşkil edecek okul, sinema, tiyatro, konser ve balo salonları, kütüphaneler, spor tesisleri kurulması çok dikkat çekici gelişmeler yaşanmıştır.

Birinciden sonra uygulanmak üzere hazırlanan İkinci Sanayileşme Planı’ndan ikinci dünya harbi dolayısıyla vazgeçilmiştir.

Diğer bir başarılı örnek; 1963’de başlayan planlı dönemde, 1980 yılına kadar süren uygulamalar, bazı eksik ve yanlışlara rağmen, Türkiye’ye demir-çelik, petro-kimya, gemi inşa, tüketim elektroniği, telekomünikasyon, otomotiv, uçak ve uzay, toprak sanayi dallarında önemli tesisler kazandırmış olmasıdır. Bu dönemin en büyük yanlışı, işçi dövizleri ve bunun gibi zaman zaman dövizin bollaşmasını sağlayan sebeplerin ortaya çıkması durumlarında koruyucu tedbirlerin gevşetilerek ara ve yatırım malı imalatına geçiş hızının azaltılması hatta bu geçişin durdurulması olmuştur. Oysa, bu dönemde uygulanan ithal ikamesi sistemi, asamblaj işleminin ardından ara malı ve yatırım malı imalatına geçişin dikkat ve ısrarla takip edilmesini öngörmektedir.

Devamı var…