Ocak-Temmuz cari açık toplamı ise 42.300 milyon A.B.D. doları olarak gerçekleşmiştir. Yukarıda verilen rakamlar, Türkiye’nin ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında, sıkıntılı bir döneme girmeye başladığımızı işaret etmektedir. Gerekli tedbirler zaman yitirilmeksizin alınarak, cari açık makul düzeye indirilemez ise dövize olan talep her

T.C. Merkez Bankası verilerine göre Temmuz/ 2023 ayında ülkemiz 5.466 milyon A.B.D. doları cinsinden cari açık vermiştir. Ocak-Temmuz cari açık toplamı ise 42.300 milyon A.B.D. doları olarak gerçekleşmiştir. Yukarıda verilen rakamlar, Türkiye’nin ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında, sıkıntılı bir döneme girmeye başladığımızı işaret etmektedir. Gerekli tedbirler zaman yitirilmeksizin alınarak, cari açık makul düzeye indirilemez ise dövize olan talep her geçen gün artacak, bu durum da kurları yükselecektir. Bu günlerde yükselttiğimiz, önümüzdeki günlerde daha da yükselteceğimiz faiz oranları, cari açığı düşüremez isek, döviz kurlarının artışına ne yazık ki engel olamayacaktır. Döviz kurlarındaki artışın, ekonomimizde nelere sebep olduğunu ise hatırlatmaya gerek yoktur.

Cari açığın en önemli nedeni dış ticaret açığıdır. İhtiyacımız olan mal ve hizmetlerin veya üretimde kullanılan hammadde, yardımcı madde, enerji ve teknolojinin yeterince yurt içinde üretilememesi, dış ticaret açığının temel nedenidir. Yani, üretim yetersizliği dış ticaret açığına, o da cari açığa sebebiyet vermektedir. Ülkemizin tekstil, zeytin, narenciye, çay, fındık, incir gibi ürünler dışında, eldivenden merdivene, her türlü mal veya hizmette “net ithalatçı” konumunda olduğu “acı” bir hakikattir. Devasa boyutta dış ticaret açığı veren Türkiye’nin, turizm, doğrudan yatırımlar, işçi döviz girişleri, yurt dışı müteahhitlerin gelirleri, son yıllarda dikkat çeken arsa, arazi ve  “Türk Vatandaşlığı” satışı ile cari açığı azaltması mümkün değildir.

Öyle ise öncelikle Türkiye ekonomisinin, “ithal malların tüketimine” dayalı yapısının, “üretime” ve “ihracata” dayalı hale dönüştürülmesi gerekir. Bunun yolunun, ülkemizin tüm kaynaklarının “üreticilere” yönlendirilmesinden geçtiği bir sır değildir. Ne yazık ki, ülkemiz bu konuda çok kötü bir durumdadır. Türkiye’nin kaynakları üretici olmayan dini ve siyasi gruplara, ihtiyaç sıralamasında yeri tartışmalı olan havaalanı, yol ve köprülere, daha da kötüsü genel yönetim birimlerinin gereksiz lüks harcamalarına aktarılmaktadır.

Üretim ekonomisinin alternatifi yoktur. Üretmeden tüketmek önce borçlanmayı, ardından eldeki varlıkları haraç-mezat satmayı, daha sonra fakirleşmeyi, en nihayetinde yok oluşu getirir. Dünya tarihi bu sonu yaşayan milletlerle doludur. Cari açığı turizm gelirleri, doğrudan yatırımlar, uzun vadeli düşük faizli kredilerle kapatalım düşünce yanıltıcıdır. Başlangıçta, birkaç yıl cari açığının yıkıcı etkisi, bir önceki satırdaki gelirlerle azaltılsa da, uzun vadede bunu sürdürmek mümkün değildir. Zaten, dünyadaki gelişmiş müreffeh ülkelerin aynı zamanda dış ticaret ve cari fazla veren ülkeler olması, bu tezimi kanıtlamaktadır.

Saygılarımla,