Yok olan gelecek duygusu. Adalet olgusunun çökmesi ve suç işleyenin ve parası olanın yaptığı fiilden ceza almadan kurtulması. En basit bir hastalık olayında bile kişinin hastane kapılarında sürünmesi. Ya da baş ağrısı ile girdiği hastaneden ölüsünün çıkması. İnsanların yedikleri içtikleri gıdalarda hiçbir denetim olmaması. Ülkede yaşayan insanların neredeyse tesadüfen yaşıyor olmaları.

Bunlar insanların tahammül güçlerini gitgide yok ediyor, sinirleri iyice geriliyor ve en ufak bir olayda patlama gerçekleşiyor işte olan bu.

Artık hoşgörüsüz, asabi, en ufak bir olayda kavga çıkartan, saldırgan ve daha cahil kişilerden oluşan bir topluma evrildik.

Halbuki, bundan yaklaşık elli sene önce hoşgörülü, yardımsever, iyi niyetli ve kültürlü bilgili, örflerine bağlı insanlardan oluşan bir coğrafyaydı Türkiye.

Peki nasıl böyle vandal, umursamaz ve cahil insanlar topluluğuna dönüştük?

Öncelikle ekonomik koşulların günden güne kötüleşmesi ve buna bağlı olarak insanların yaşam kalitelerinin daha çok kötüleşmesi, en önemli etmen. Ardından görmemiz gereken 1960’lardan itibaren ülkenin o dönemden bugüne muntazam bir göç dalgası ile karşılaşması. 1960 yılından itibaren öncelikle balkan ülkelerinden soydaşlar ardından diğer ülkelerden gelen göçler ve bu gelenlere devletin cömertçe, önce toprak sonra ev vermesi iş olanaklarının sağlanması ayrıca devlet tarafından bazı sosyal ayrıcalıklar (sağlık,eğitim v.b gibi) tanınması. Göç ile gelenler açısından ülkemizi çok cazip bir yer haline getirdi. Göç aldığımız ülkeler kısaca Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Yunanistan, Pakistan, Afganistan,

İran, Irak, Suriye ilk akla gelen ülkeler.

Bu kadar değişik coğrafyadan bu kadar değişik türde insanın gelmesi ve ülkeye yerleşmesi sonucunda ülke popülasyonu, ister istemez değişim gösterdi. Ancak, gelen bu insanların kendi kültür ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı olmaları ve yaşadıkları ülkeye asimile olmamaları iktidar partileri tarafından bunlara çeşitli ayrıcalıklar tanınması ve bu insanların iktidarlarca sadece oy depoları olarak görülmeleri de beraberinde bir sürü sorun oluşturdu.

Dolayısı ile ülke genetiği yavaş yavaş bozuldu ve bozulmaya devam ediyor.

Önceleri bu pek fark edilmese de günümüzde çok belirgin bir şekilde fark edilmektedir.

Devleti yöneten siyasi partilerin bu göç olaylarına kısır bakış açısı ile sadece oy deposu gözüyle bakmaları. Bu gelen kişilere sağlık, iş, ev, para yardımı yapılması bu kişilerin belli semtlerde veya bölgelerde gettolaşma tipi yaşam tarzı kurmaları ve yerel halkla çatışma içine girmeleri de günümüzde bu sorunu büyütmek ile birlikte çözümsüz hale getirmiştir. Ülkenin kendi öz insanları ise bu kişilere tanınan ayrıcalıklardan faydalanamamaktadırlar. Bu ise insanlar arasındaki ayrışmayı, uçurumu ve nefreti çoğaltmaktadır. Düşmanlıklar aşılamaz hale gelmektedir.

Bu sorunu aşmak içinse yapılan herhangi bir girişim halen neredeyse yoktur.

Bugün hedefe Suriyeliler yerleşmiştir. Bunlar ülke insanı tarafından istenmemekte, bunlara tanınan ayrıcalık ve kayırmalar ülke insanını yaralamakta, rahatsız etmekte ve yer yer çatışmalara neden olmaktadır.

Suriyelilerin ülkemize ne tür bir faydası veya kazanımı olmuştur?

Oy haricinde hiçbir faydaları olmamıştır. Zengin ve eğitimli grup zaten Avrupa ülkelerine geçmiştir. Niteliksiz ve asalak grup ise bize kalmıştır.

Suriyelilerin yaşadıkları yerlerde, çalışmadan, devlet destekli yaşam, hoşlarına gitmiş ve böyle yaşamayı seçmişlerdir. Süreç içerisinde ise mafyavari çeteleşmeler gerçekleştirip bölgede yerli halka karşı tehdit oluşturmaya da başlamışlardır.

Bayramlarda kafileler halinde ülkesine gidip bayram bitince gene bu ülke topraklarına dönen bu insanlar kendi ülkelerinde rahat ve huzur içerisinde bayramlarını yapabiliyorlar oradaki akraba, eş dostları ile hasret giderip geri gelebiliyorlar ise demek ki ülkelerinde çok bir sorun kalmamıştır. O zaman hala bu ülkede ne işleri var. Devlet destekli bu yaşam daha ne kadar sürecek. Kaynaklar bu harcamaya nereye kadar dayanacak. Aslında bu içsavaş göçü ile gelen insanlar ile daha sorunların başlangıcındayız.

Biz eskiden böyle değildik diyerek üzülüyoruz ancak bunun nedenini sorgulamıyoruz.

Artık ülkemize yerleşmiş tüketim ekonomisi ve yuppi kültürü, ülke insanı tarafından özümsenmiş kabul edilmiştir.

Bu yeni yaşam tarzında artık insanların birbirlerine saygı ve sevgileri, yaşlılarımıza saygı, çocuklara sevgi kalmamıştır.

Bayramlar tatil fırsatları haline getirilmiş 3 gün bile olsa insanlar, her fırsatta gezmeye gider bilinçsizce para harcar olmuşlardır.

Toplumsal çıkarlar, kişisel çıkarlara galip gelememektedir.

Eskiden sokağın köpeği kedisi beslenip korunmak yerine, artık bu hayvanlar, ya tecavüze uğruyor ya da üstüne benzin dökülüp yakılıyor ya da ayakları kesilip işkence ediliyor.

Eskiden bu tip olaylar oluyor muydu?

Hayır; bizim bu tip sadistçe vahşice davranışlarımız, geçmişte de gelecekte de asla olmadı, ama son 10-15 yılda bu tip haberler artık olağan sayılmaya başlandı ve maalesef kanıksandı. Toplum yavaş ama ağır ağır Araplaştırıldı, Arap kültürünü benimsedi. Laiklik ve çağdaşlıktan uzaklaştı. Bazı adli olaylar sonucunda toplumun infial noktasına ulaşması ile bu olay failleri mecburen göstermelik cezalandırılmaya başlandı ama ya duyulmayan bilinmeyen olaylar?

Peki benim Hindistan’dan, Afganistan’dan ya da diğer Arap ülkelerinden ne farkım kaldı? İnsan kalitesi olarak fark kalmadı. Sadece yapılar daha güzel ve gösterişli, araçlar ise daha lüks o kadar. Bazı şehirlerde ise Harlem örneği gibi Afrikalı ve Suriyeliler mahallesi oluşmuştur. Bu olanlar da etnik mozaik olarak yutturulmaya çalışılmaktadır. Ülke kaynakları acımasızca ve bilinçsizce harcanmakta, tüketilmektedir.

Bu kısır döngüden ve sonu olmayan bu yoldan kendi özümüze dönerek bir an önce kurtulmalı ve kendimize gelmeliyiz.

Herşeyden önce biz Türk’üz, kendi kültürümüz örf, adet, değer ve ananelerimiz mevcut. Bugün bu değerler her ne kadar unutturulmaya örselenmeye değiştirilmeye çalışılsa da, Türklüğün milli şuuru ile davranmalı ve buna uygun yaşamalıyız. Amerikan toplumu gibi yedi düvelden insan devşirerek bir devlet olduğunu sanan ülkeler gibi değiliz .

Bir geçmişimiz köklü bir tarihimiz var.

Toplum üzerinde oynanan bu oyunlar ise bizim öngörü ve bilincimiz neticesinde tutmayacak emperyal güçlerin zannettiği gibi bu toplum çökmeyecektir.

SON SÖZ: ’’ÜLKÜSÜZ MİLLET, ŞUURSUZ İNSAN GİBİDİR.’’