Bu yazımızda da “ Dış Ticarette Gümrük Fonları Tarımsal İç Pazarı Koruyacak Şeklinde Düzenlenmeli”önermesinde bulunacağız.
Tarımsal Üretimde Neden İç Pazarı Koruyamadık?
Bu durumun nedenlerinden birisi de,örneğin; “Sanayi ve Tarım Kitleri Karadeliktir” gibi neo-liberal aldatmacalardan biri olan ; “Tarım Ürünlerinde Dünya Borsa Fiyatları aldatmacası’’idi.
Medyada, Türkiye tarım ürünleri fiyatlarının, dünya borsa fiyatları üzerinde olduğu söylendi. Rekabet edebilmek için dünya tarım ürünleri fiyatları göstergesi olarak ABD ve AB’deki Tarımsal Ürün Borsaları Fiyatlarının temel alınması gerektiği ileri sürüldü.
Sonuçta iç piyasayı terbiye etmek amacıyla, ithalat kapıları sonuna kadar açıldı, bu süreçhalen devam ediyor. Bugün gerek ABD ve gerekse AB ülkeleri, uyguladıkları tarım politikalarında, sadece kendi iç pazarlarını değil, dünya tarımındaki gelişmeleri ve rekabet koşullarını göz önüne alarak, tarım sektörünü, çiftçisini desteklemektedir. Bu hususta her türlü desteği alan ABD ve AB çiftçisi ürünlerini, dünyanın dört bir tarafına rahat satıyor, rekabet üstünlüğü sağlıyor ve kendine çok rahat Pazar bulabiliyor.
Burada üç konu göz önüne alınmadı, daha doğrusu saklandı.
Neo-Liberallerin Sakladığı Gerçekler Neler İdi?
*Birincisi; ‘Tarımsal Üretim Maliyetleri’ idi.
Türkiye’de girdi fiyatları, (tohum,damızlık,gübre,ilaç, akaryakıt gibi), dışa büyük ölçüde bağımlılığı ve tarımsal alt yapı sorunları gibi nedenlerle, üretim maliyetleri ABD ve AB ile karşılaştırıldığında çok yüksek idi. Ki, en zayıf yönümüzdür. Bu şartlarda, güzel ülkemin çiftçisi, tarım kesimi, ağzıyla kuş tutsa, rekabette üstünlük sağlayamaz. Sağlayamayacakta. Zira hiç şansı yok.
Bu durum, karşılaştırmalarda hiç dikkate alınmadı.
*İkincisi;kimi zamanlarda ise, ABD ve AB’de çiftçi eline geçen fiyatlar ile ‘Borsa Fiyatlarının’ aynı olmadığı idi.
Genel olarak Amerikalı ve Avrupalı çiftçinin eline geçen fiyatların borsa fiyatının üstünde olduğu ve aradaki farkın devletçe karşılandığı saklandı.
*Üçüncüsü ise; zengin ülkelerin, dünya tarım pazarlarını ele geçirmek, aynı zamanda siyasal egemenlik için ucuza mal sunmaları konusu idi.
Durum böyle iken,Şikago, Londra ve Zürih gibi borsalarda oluşan fiyatları,Dünya Fiyatı olarak kabul etmek ve Türkiye’deki ödemeleri buna göre ayarlamak, bir aymazlık ya da teslimiyet değil de nedir?
Hal böyle iken ne Ne yapmalı?
Burada dikkat edilmesi gereken nokta; iç piyasadaki tarım ürünleri fiyatlarının, dünya borsa fiyatları arasındaki bağı koparmak zorunluğudur.
Çünkü dünya borsa fiyatları, daha önce de belirtildiği üzere genellikle, üçüncü dünya pazarlarını ele geçirmek için müdahale edilerek düşürülmüş fiyatlardır.
Anılan fiyatlarla, bir yandan merkez ülkeler için sorun olan stokları eritilmekte, bir yandan da üçüncü ülkelerinin tarımları çökertilerek sürekli sosyal, siyasal ve ekonomi bağımlılık yaratılmaktadır.
Türkiye’ye ithal edilecek işlenmemiş ya da işlenmiş tarım ürünlerine konacak gümrük fonlarının iç pazarı koruyacak şeklinde düzenlenmesi gerekmektedir.
Aksi halde, tarım sektörümüz, her alanda, daha çok dışa bağımlı hale gelmekten kendini kurtaramayacaktır.
Bilinen bu gerçekler ışığında cesur adımlar atılmalı. Türk çiftçisinin imkân ve kabiliyetleri, emperyal zihniyetlere ezdirilmemeli.
Daha, 1986-87’li yıllarda, dünya da kendi kendine yeterli olan, kendi kendini besleyen, 7 ülkeden biri olmakla öğündüğümüz(ki, rahmetli Özal, bu durumu gururla, övünerek sık sık dile getirirdi.) güzel ülkemiz, emperyal güçlerin oyununa gelerek, 30 yılda, saman dan ayçiçeğine, cevizden bademe, tüm ürünleri ithal eder duruma getirilmiştir.
İşte yukarıda sıraladığımız üç madde, durumu tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.
2017-2018 dede benzer oyun kurbanı olduk ve pancar çiftçisini yok edecek, şeker fabrikalarını özelleştirerek, kapanmalarına vesile olduk. Diğer ürünler de yaptığımız hatalara, şeker olayı ile devam ettik…
Artık gerçekleri görmenin zamanı geldi de geçiyor bile… Kendi içimize dönüp, tarım kesimini ayağa kaldırmalıyız. Bu gün sosyal ve kültürel açıdan bizi aşağı çeken, toplumsal yaşam ve refah kalitemizi düşüren ve de bize zararından başka hiçbir faydası olmayan, bilakis halkın yaşamına zarar veren Suriyelilere, sırf insani mülahazalarla 32-40 milyar dolar para harcıyorsak, şapkamızı önümüze koyup, biz kez daha aklı selim olarak düşünmeliyiz.
Suriyelilere harcanan paranın 10 milyar dolarlık kısmı, tarım desteği olarak verilse, ülkemiz, tekrar o şaşalı yıllara, 1986-87 yıllara döner. Gelişmiş ülkeler, bunu çılgınca yaparken, biz neden yapmayalım…???
SON SÖZ:’’ İYİ DÜŞÜN, DOĞRU KARAR VER.’’