5ocakgazetesi.com
Solastalji kavramının, insanların yaşadıkları çevrenin bozulması ya da değişmesi nedeniyle hissettikleri derin bir kayıp ve huzursuzluk duygusunu ifade ettiğini belirten Şahin, “Bu durum, özellikle iklim değişikliği, hızlı kentleşme, doğal alanların tahribi ve plansız yapılaşma ile birlikte daha görünür hale gelmiştir. İnsanlar doğup büyüdükleri yerlerin dönüşümüne tanık oldukça, aidiyet duyguları zedelenmekte ve psikolojik bir yıpranma yaşamaktadır” dedi.
Kentleşme süreçlerinin bu duyguyu tetiklediğine vurgu yapan Şahin, özellikle büyükşehirlerde betonlaşmanın artması, yeşil alanların azalması ve doğal yaşamın geri plana itilmesinin bireylerde ciddi bir yabancılaşma yarattığını ifade etti. “Eskiden çocukluğunu geçirdiği mahallede ağaçların, su kaynaklarının ya da doğal dokunun yok olduğunu gören birey, artık oraya ait hissetmemektedir. Bu durum, kent kimliğinin de zayıflamasına yol açmaktadır” şeklinde konuştu.
Yerel yönetimlerin bu noktada kritik bir sorumluluğu olduğunu belirten Şahin, çözüm önerilerine de değindi: “Sürdürülebilir şehir planlaması, yeşil alanların korunması, ekolojik dengeyi gözeten projeler ve halkın karar alma süreçlerine katılımı solastalji ile mücadelede büyük önem taşımaktadır. Kentler yalnızca fiziksel değil, duygusal olarak da yaşanabilir alanlar olmalıdır.”
Şahin ayrıca, iklim krizinin etkilerinin arttığı günümüzde solastaljinin daha geniş kitleleri etkileyebileceğini belirterek, “Doğal afetler, kuraklık, su kaynaklarının azalması gibi faktörler insanların yaşam alanlarıyla kurduğu bağı zayıflatmaktadır. Bu nedenle çevresel politikaların yalnızca teknik değil, aynı zamanda insan odaklı olması gerekmektedir” dedi.
Son olarak toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayan Şahin, “Solastalji henüz çok bilinmeyen bir kavram olsa da etkileri oldukça derindir. Hem bireylerin hem de kurumların bu konuda bilinçlenmesi, daha sağlıklı ve sürdürülebilir kentlerin oluşmasına katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.





