70 yıllık hayatıma şöyle bir bakıyorum da.
Nerelerden nerelere geldik.
Artık daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var.
Daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Şimdi daha çok harcıyoruz, ama eskiye oranla daha az şeye sahibiz.
Daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Eskisinden daha da büyük evlerimiz var.
Ama sanki ailelerimiz daha küçüldü.
Daha çok eğitimimiz, daha çok sağduyumuz, daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.
Şimdi her konuda daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz mevcut.
Eskiye oranla daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Bilmem farkında mısınız, eskiye oranla daha fazla alkol ve sigara tüketiyoruz.
Yasaklara rağmen bu iki sorunu çözemedik.
Çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz.
“Niye yol vermedin?” uğruna artık adam öldürüyoruz.
Çok fazla televizyon izlememize rağmen çok az kitap okuyoruz.
Eskiden deniz kenarı şezlongunda kitap okuyan turiste imrenirdik, şimdi onları küçümsüyoruz.
Sanırım politikacılardan örnek aldık.
Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, 50’li 60’lı yıllara “orta yaş” dedik ama o yıllara kaliteli bir yaşamı katamadık.
50 yıl evvelden, ay’a gidip gelmeyi öğrendik, ama yen komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Görünen o ki, dış Dünya’yı ve uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik.
Atoma hükmettik atoma; ön yargılarımıza hükmedemedik.
Belki daha çok yazıyoruz, ama bana daha az öğreniyoruz gibi geliyor.
Gerekip gerekmeyen her yerde konuşmayı öğrendik, lakin beklemeyi bir türlü
öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için, daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama gide gide daha az iletişim kuruyoruz.
Bu konuda birilerinin tuzağına mı düşüyoruz ne?
Bir babanın üstünde 15 nüfusun yaşadığı günler gerilerde kaldı.
Günümüz artık, evlere iki maaşın girdiği, ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, lakin daha çok yuvaların dağılmış olduğu bir zaman.
İçinde bulunduğumuz günler, hızlı seyahatlerin, kullanılıp atılan çocuk bezlerinin, yok edilen ahlaki değerlerin revaçta olduğu günler.
Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı zamanlardayız.(Bu cümleyi manevi anlamda algılayın lütfen)
Öyle bir zamana geldik ki; teknoloji bu yazıyı size getirebilir, ama uzun zaman verilerek hazırlanan bu mesajları, 5 dakikanızı vererek okumadan bir “sil” tuşu ile yok edebilirsiniz.
Demem o ki “yok etme süresi” de çok kısaldı.
Artık yaşam; aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülüyor.
Bu yazıyı baştan sona kadar tekrar okuyup deneyin isterseniz.
Geçirdiğiniz bu zaman paradoksu sonunda, karda mı yoksa zararda mı olduğunuzu kestiremeyeceksiniz.