Bu günkü yazı, sevgili kuzenim, Dr.Cevval Çelen’den.
***
Okuması kolay ama yaşaması zor yıllardı.
Rüzgar gibi geldi geçti.
Biraz da deldi geçti.
Kesme şekeri ilk gördüğümüzde “ buna nasıl şekil vermişler de böyle olmuş” diye heyecanlanan çocuklardık biz.
“Bir gün benim de bir uçan balonum olsun” diye hayaller kurarak uykulara dalan hüzünlü çocuklardık.
Karnemize zayıf düşürdüğümüzde “ailemize bunu nasıl izah edeceğiz?” diye yüzü kızaran çocuklardık biz.
Ahizeli telefonlara kimin aradığını bilmeden, herkesten önce ilk “alo”yu diyebilmek için koşan telaşlı çocuklardık.
Siyah-Beyaz televizyonlar ile gördüklerimizin rengini hayal eden, yayın bitince okunan İstiklal Marşı’mızı duyduğumuz anda, yattığımız yerden ayağa kalkıp saygı duruşu yapan onurlu çocuklardık biz.
Doğum günlerimizde kendisine kitap armağan edilen, gazetelerden günlerce kupon biriktirerek sahip olduğumuz Temel Britannica, Meydan Larousse, Gelişim Hachette gibi merak ettiklerimizi öğrenmeye çalışan “ansiklopedi çocukları”ydık.
Uzaktan kumandalı televizyonla ilk tanıştığımızda, oturduğumuz yerden sadece 3-5 kanalı değiştirebildiğimiz halde mutlu olan mütevazı çocuklardık.
Belediye otobüslerinde, hamile, yaşlı teyze ve amcaları gördüğümüzde, yerimizi onlara vermek için ayağa kalkan merhametli çocuklardık biz.
Bayramlarda bizi lavabo pompası gibi öpen teyzelerin verdiği mendilleri, harçlık veren amcaları, dedeleri seven, sayan çocuklardık.
Kışın soğuklarında pekmez ile tahini karıp yiyen, üşümemek için içimize “yünlü içlik” giyen garip çocuklardık biz.
Sokaklarda gazoz kapağı toplayıp, mektup pullarından koleksiyon yapan, akşam ezanı okundu mu dayak yememek için evlere koşan çocuklardık.
Sütü bakkaldan alamayıp, hafta sonları mahallenin sütçüsünü ellerinde tencerelerle bekleyen, sonra o sütü kaynatıp üzerindeki kaymağı afiyetle yiyen, komşudan aldığımız maya ile o sütün yoğurt olmasını bekleyen sabırlı çocuklardık biz.
Kışlık kazaklarımızı güveler yemesin diye bolca naftalinleyip, valizlerde eşyalarını saklayan, mevsiminde onları tekrar yeni gibi giymeyi bekleyen umutlu çocuklardık.
Komşu apartmanların meyve ağaçlarına gizlice çıkan, dalından meyve yemenin zevkini çıkartan ama yaptığıyla da utanan, içinde Allah Korkusu olan çocuklardık biz.
Bizden bir yaş dahi büyüklerimize abi, abla diyecek kadar saygılı olan çocuklardık.
Mahallemizde, kızlarla erkeklerle toplaşıp, yakan top, seksek oynayan, küfür etmeyi bilmeyen centilmen çocuklardık biz.
Evde çorba diye sadece, tarhana ve mercimek çorbası içen, dışarıda domates çorbasının üstüne kaşar peyniri serpildiğini gördüğünde, sündüre sündüre o çorbayı içmeyi beceremeyen masum çocuklardık.
Çikolatanın tadını bayramdan bayrama bilen, pötibör bisküvi arasına sade lokumu bastırıp, pasta niyetine afiyetle yiyen mutlu çocuklardık biz.
Mahallemizden geçen macuncu, simitçi, pamuk ve elma şeker satıcılarını gördüğümüzde heyecanlanan, yokluğu bilen çocuklardık.
Siyah önlükleri, beyaz yakaları olan, sabahları okulda “andımızı” bağıra bağıra söyleyen vatansever çocuklardık biz.
Daha sizlere ne söyleyeyim; bizlerin o tatlı ve telaşlı heyecanlarından şimdilerde ne kaldı?
***
Çocukluğumu geri istiyorum…