Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynar iken, eski hamam içinde… Develer tellal iken, pireler berber iken, sen ananın karnında, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Raviyanı aksar, Raviyanıahbar öyle rivayet eder ki; Ninem düştü beşikten, dedem düştü eşikten, biri kaptı maşayı, biri kaptı şişeyi, gösterdiler köşeyi… Ben kaçtım onlar kovaladı, onlar kovaladı ben kaçtım, az gittik, uz gittik dere tepe düz gittik, bir altı ay bir güzyol gittik, dönüp bir de arkamıza baktık ki ne görelim; bir arpa boyu yol gitmişiz…

Evet, bir varmış bir yokmuş,Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

Kaf dağının yakınında çok güzel bir ülke varmış. Bu ülkenin babasınadevlet, anasına toprak, çocuklarına ise halk denirmiş. Ülkenin toprakları çok bereketli imiş. ovalarından yağ, bal akarmış. Kendileri doyar, bir de komşularına yiyecek gönderirlermiş. Mutlu mesut yaşarlarken, gel zaman git zaman bu halkın içinden birisi çıkarak ben bu gidişatı beğenmiyorum, hem benim kızım şapka takmayı çok sevdiği için okulda yönetim ve öğretmen ile hep sorun yaşıyor, bir şapka kanunu var ama, bu kanun delinebilir veya kaldırılabilir diyerek, ana babasına ve diğer kardeşlerine karşı bayrak açmış…!!!

Bu kişiye kısaca 1 numara diyelim. 1’in bir de çok samimi kardeş gibi bir arkadaşı varmış. 2 Numara. Onun da karısı şapkayı çok severmiş, hatta şapka koleksiyonu varmış. O da bu şapka kanunundan mustaripmiş. O kadar mustaripmiş ki en son babasını tüm dünya topraklarının hakimine şikâyet etmiş. Fakat kocası 1 numara ile 2 numara baba tarafından tahıl ambarının başına geçirilince, şikâyetini hemen geri çekmiş. Bu arada, tahıl ambarı tıka basa her tür yiyecek içecek ile ağzına kadar doluymuş. 1 ve 2 numaraların pek zorlanacakları, çabalayacakları bir durum yokmuş. Başlamışlar ülkeyi yönetmeye… Yönettikçe bu yönetim hoşlarına gitmiş, hatta tiryakisi olmuşlar. Durumları ve varsıllıkları gün be gün artar olmuş. Diğer kardeşler yani halkın da bu olanlar gözünden kaçmıyormuş. Onlar da kıyısından köşesinden nemalanmak için 1 ve 2 numaraya yanaştıkça yanaşmış halktan da bazıları bu gidişten yararlanmaya, onlar da varsıllaşmaya başlamışlar. Fakat insanlar varsıllaştıkça daha fazla yer, daha fazla tüketir olmuşlar. Haliyle tahıl ambarı da hızla boşalmaya başlamış. Boşalıyormuş ama, aynı hızla doldurulamıyormuş. Çünkü her varsıllaşan, hiçbir işi beğenmez, çalışmaz olup, tembelliğe alışmış. 1 ve 2 numara da bu olumsuz gidişi görüyor kendilerince çareler arıyorlarmış...!!! En son babalarının ovanın dağ tarafındaki bereketli bağları akıllarına gelmiş. Zaten çoktandır bu bağı yan komşu satın almak istemekteymiş. Satıvermişler bağı parasıyla da tahıl ambarını dolduracaklarını zannetmişler ama, bu da ambarı doldurmaya yetmemiş, azıcık dolmuş. O zaman demişler, kilim atölyesini de kılıç imalathanesini de papirüs yapım evini de, marangozhaneyi de yani, akla ne gelirse ne para ederse hepsini satar ambarı doldururuz demişler.
Demekle de kalmamış bu akıllarına geleni hemen uygulamış hayata geçirmişler. Ambar nispeten dolmuş ama, bir şeyi akıl edememişler, hazıra dağ dayanmaz lafı boşuna söylenmemiş. Varsıllaşanlar yemelerinden içmelerinden kesmedikleri için, ambar gene aynı hızla boşalmaya başlamış. Bu arada halk denen kardeşler oturdukları evleri beğenmez ve dar bulmaya başlayıp, şikâyet etmeye mızmızlanmaya başlamışlar. Bu da güllük gülistanlık topraklarda huzursuzluk yaratmış. 1 ve 2, düşünmüş taşınmış en son çare toprak anaya gidelim demişler. Ana durum böyleyken böyle senin en verimli en güzel taraflarını ekip dikmeyi bırakıp buralara kardeşlerimiz için yani halkımız için küme evleri yapalım onlar da geniş geniş ferahça keyifle otursunlar demişler. Ana yüreği bu ne desin olur demiş. Hemen bu verimli topraklara halk için küme küme evler yapılmış. İnsanlar bu evlere yerleşmiş tek göz barakalardan 2 -3 hatta 4 göz barakalara taşınmışlar. Başlangıçta herkesin çok hoşuna gitmiş. Ama insanın doğası gereği karınları acıkmış. Küme evleri tarım yaptıkları bereketli topraklara yapıldığı için ekecek dikecek yer kalmamış meğer.
1 ve 2 hemen buna da bir çözüm düşünmüşler. Yan ülkenin kralından yiyecek içecek, hayvanları doyurmak için, saman üretim evlerini çalıştırmak için yağ ve diğer malzemeleri satın almaya başlamışlar. Satın aldıkça hem ambar, hem de para kesesi hızla bitmeye başlamış. Önce ambar boşalmış, sadece 5 tane kendi ekip, biçip, diktikleri ürün kalmış. Buğdayı dahi artık yan ülkeden alıyorlarmış. Alamadıkları an, aç kalırlarmış. Sonunda para da suyunu çekmiş. O dağlarından ovalarından yağ bal akan ülke çok uzak bir hayal olmuş. Akıllarına babalarının kendilerine öğüt olarak verdiği nâme gelmiş. Nâmeyi tekrar çıkartıp bir daha okuduklarında babalarının tüm bu olup bitecekleri kendilerine anlattığı ve çözüm yollarını gösterdiğini ibretle görmüşler. Ama iş işten geçmiş.

Kendin çalışıp, tembellik yapmayıp, kendi emeğin ile geçinmezsen, üretmezsen mirasyedi gibi yaşarsan, hazıra dağ dayanmaz.
İyilik yap iyilik bul, komşuların ile iyi geçin, çalışkan ve adaletli ol, kimsenin malında mülkünde gözün olmasın, iki düşün bir söyle, tüm kardeşlerine ana babana karşı saygılı ve sevgi dolu ol. Kısaca kendinle ve diğer insanlarla barışık ol.

Eveet… 1 ve 2 numara ermiş murada, biz çıkalım kerevete…

SON SÖZ: ‘’ ZULM İLE ABAD OLANIN AHİRİ BERBAD OLUR’’