Ailelerimiz bize ta çocukluk döneminden başlayarak eğitim verirler, öyle değil mi?

Yaşamda lâzım olacak, bilmemiz gereken, uymamız gereken her hususu öğretmeye çalışırlar.

Bunların içinde en önemlisi; iyi insan, doğru adam olmaktır. Günahlardan kaçınmak, haram yememek, harama el sürmemek ve kul hakkı yememektir. Daha küçücük yaşta, körpe dimağlarımıza yerleştirilir bu esaslar.

Hakiki iman sahipleri, kul hakkına riayette kılı kırk yararcasına hassasiyet gösterirler. Çünkü onlar, Cenab-ı Hakk’ın tecavüz edilmiş kul hakkını asla affetmeyeceğini çok iyi bilirler.Şemseddin-i Sivasi'nin Menakıh-i İmam-ı Âzam isimli eserinde şöyle yazılıdır:
İmam-ı Âzam’ın babası Sabit (rahmetullahi aleyh) küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi idi. Yüzü gayet nurlu olup zühdü, salahı ve ilmi pek çok idi.
Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Abdestten sonra suda çürüyüp gidecek olan bu elmayı alıp yedi. Fakat tükürüğünde kan gördü. Şimdiye kadar böyle bir hâl görmediği için tükürükteki kanın bu elmadan ileri geldiğini tahmin etti. Yediğine pişman oldu. Elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü. Sahibini sordu. Bu zatın gayet cömert ve ihsan sahibi olduğunu, hatta ağaçta bulunan bütün elmaları toplayıp götürülse yine bir şey demeyeceğini, bir elmanın ne ehemmiyeti olacağını söylediler. Buna rağmen elmanın sahibini buldu, meseleyi anlattı, ya parasını almasını veya helal etmesini istedi.
Bahçe sahibi gencin bu halini görünce takva ve verasının doğru olup olmadığını öğrenmek için şöyle dedi:
Yediğin elmam için ne vereceksin?
Altın gümüş neyim olsa veririm.
Ben altın gümüş istemem ama, eğer kıyamette senden davacı olmamı istemezsen bir teklifim var, onu kabul etmen gerekir.
Teklifin nedir?
Yapacaksan söyleyeyim...
İslamiyet’e uygunsa yapabilirim.
Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var, bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim. Sabit hazretleri ahrete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul etti. Düğün hazırlığı yapıldı. Sabit hazretlerinin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir oldu. Hemen kayınpederine koşup; “Efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok, tam tersi!” Kayınpederi tebessüm ederek; “Evlâdım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, Allah-ü Teâlâ mübarek ve mesut etsin.” İşte bu evlilikten, yani böyle ana babadan İmam-ı ÂzamEbû Hanife hazretleri dünyaya geldi. Meşhur âlimlerimizden İmam Nevevi, Riyazü’s Salihîn adlı hadis derlemesinde tövbe için şunları söyler:“Âlimler, günahın her çeşidinden tövbe etmek gerekir” demişlerdir. Eğer günah, kul ile Allah arasında olup kul haklarıyla ilgili değilse, bu günahtan tövbenin üç şartı vardır:Birincisi, günahtan tamamen uzaklaşmak.İkincisi, günahı işlediğine pişmanlık duymakÜçüncüsü de, bir daha tövbesinden dönmemeye kesin karar vermektir.Bu üç şarttan biri bulunmazsa kişinin tövbesi sahih olmaz. Eğer günah kul hakkı ile ilgili olursa, ilk üç şartla birlikte, hak sahibinden helallik almak da gerekir. Eğer bu hak, mal ve benzeri bir şey ise sahibine geri verilir.

SON SÖZ: ‘’Cenab-ı Hak İsa (a.s)’a vahyetmiş ki:

-Ya İsa, İsrailoğullarına bildir ki, ben üzerinde kul hakkı olan veya karnında haram lokma bulunan bir kimsenin bana dua etmesini sevmem.’