İnsanların idealleri vardır, duygu ve düşünceleri vardır, gelecekle ilgili hedefleri ve umutları vardır…Malûm; İnsan, yaşayan sosyal bir varlıktır. Mutlaka bir hareket, mutlaka bir eylem içinde olur. Bu bazen kendi içindir, bazen ailesi, çocukları, işi içindir, bazen de ülkesi, Milleti
ya da, sosyal, toplumsal, kültürel hareketler içindir. Hülasa; düşüncesiz, hareketsiz, eylemsiz bir insan olamaz.
Sabah işe gitmek üzere yapılan hazırlık, nasıl ki bir eylemse, Vatan Millet uğruna, fikir, düşünce, duygularına uygun davranması da bir eylemdir…Elbette ki, ‘her gönülde bir aslan yatar.’ Her kes ister ki, benim dediğim olsun, benim sevdiğim olsun, benim kararım olsun, benim seçtiğim olsun…İnsanın doğasında bu duygular vardır. Bunun dışında düşünen insan, çok nadirdir. Kâmil insan, ergin insan, kemaletli insan, hidayetli insan, olgun insan gibi sıfatları kazanmışlar hariçtir…Ama gel gör ki, yaşam da bu her zaman mümkün olmuyor. Sizin tüm iyi niyet ve çabanıza, özverinize, fedakâr ve kanaatkâr tutum ve tavrınıza rağmen, ya suiistimal ediliyorsunuz, ya da yanıltılıyorsunuz. Kısacası beklentileriniz gerçekleşmiyor. kaybeden taraf siz oluyorsunuz. Salt iyi niyet, yetmiyor. Daha açıkçası, kullanılıyorsunuz. O yüzden de konu komşu, eş dost, arkadaş akraba ile ilişkileriniz bozuluyor…
Bu durumla ilgili, bana gelen bir iletiyi, siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.
‘’Çocuğunu okula yazdıracaksın, araştırdın, sordun soruşturdun, her kes Nazan öğretmen iyidir dedi. Gittin okula kayıt için, bir de baktın ki, Nazan öğretmen, MHP İl Başkanın eşi, koyu bir ülkücü… Oysa sen CHP’lisin…
Ama, hoca iyi. Bunda her kes hem fikir. Üstelik tavsiye ediliyor. Haliyle vazgeçemiyorsun hocadan. Okulda, CHP’li AK Partili hoca arayamıyor, ‘yok, ben çocuğumu Nazan öğretmene veremem’ diyemiyorsun… Aksine, ülkücü hoca Nazan öğretmene emanet ediyorsun çocuğunu ve geleceğini… Senden benden daha iyi sahip çıkar, kendi çocuğu gibi, gözünden bile sakınır, üzerine titrer ve en iyi şekilde yetiştirir diye…
Ak Partili bir esnafsın. Acil işin çıktı. Bankaya gitmen gerek. Dükkan da çırak yok, kalfa, usta yok.Yalnızsın. Dükkanı kapatıp gitmek yerine, dükkanı CHP’li yan komşun kasap Mehmet efendiye emanet edersin; ‘’ Komşu, bi zahmet göz kulak ol, bi koşu bankaya gideceğim.’’
Ya da, ‘’bir iki saat işim var, gitmem lâzım’’ dersin. O CHP’li komşunda kendi dükkanı gibi bakar, senin emanetine…Ak Parti İl ya da İlçe merkezini arayıp, ricada bulunamaz, birini göndermelerini isteyemezsin çünkü…Bulunsan da gelip dükkanı bekleyen olmaz…
CHP’lisin. Gecenin bir yarısı, bebeğin ateşlenmiş. Saat:02.00 veya 03.00.. Altında araban yok.
O saatte araba temini zor. Hemen üst katta oturan, komşun Rıza efendinin kapısını çalarsın.
Rıza efendi, yeni emekli olmuş, AK Partili bir vatandaştır. Pijamalarıyla koşar gelir yardımına.
Çalıştırır arabayı, aileni ve çocuğunu alır götürür hastaneye…Gece boyu yanınızdan ayrılmaz. Sizinle birlikte nöbet tutar hastanede. Gecenin o saatinde CHP’liyim diye CHP İl veya İlçeyi arayıp yardım isteyemezsin. İstemek için arasan da, o saatte bırak yardıma geleni, telefona bakan birini bile bulamazsın…
O partili, bu partili…Kim olursan, hangi partiye mensup olursan ol, ideolojin, fikrin ne olursa olsun, bu yaşa kadar, bu zamana kadar yan yana olduğun, komşu komşu yaşadığın, sokağa çıktığında selamlaştığın, hâl hatır sorduğun ve sana hatırını soran eş, dost ve arkadaşların, komşuların, akrabaların seninle aynı fikri paylaşmak zorunda değildir. Ve seninle aynı fikri paylaşmayan bu insanlar, yaşadığın sürece, iyi ya da kötü gününde senin yanındadır hep.
Düğün dernek edersin, misafirlerin arasında AK Partilisi, CHP’lisi, MHP’lisi ve diğerleri vardır. Hediye alırlar, hediye getirirler, altın takarlar…
Cenazen olur, mezarlığa gelip, tabutun altına girer, hep birlikte omuz verirler, haklarını helalederler…Evinize, mekanınıza taziyeye gelirler, baş sağlığı verirler…
Unutma ki; düğününe, taziyene öncelikli olarak gelecek, acını tatlını paylaşacak olan bunlardır. Ak Parti Genel Başkanı, CHP, MHP genel başkanı gelmez. Cumhurbaşkanı, Başbakan( özel durumlar hariç, günlük yaşam içinde) gelmez… Verilen selayı bile duymaz onlar.
Ama, olur da onlar için kırarsan, üzersen bu insanları, işte o zaman yalnız hissedersin kendini.
Halayın başını çekecek komşu da bulamazsın, Cenazene omuz verecek, Fatiha okuyacak komşuyu da…
Siyasi görüş farklıkları yüzünden, tepedekilerin tepişmeleriyle sen, arkadaşlarınla, komşunla, eş ve dostunla, akrabalarınla tepişme…Dünya bir tane… Hepimiz burada yaşıyoruz. Ve dünya yeterince büyük…Ama acı, ama tatlı birlikte yaşıyoruz, paylaşıyoruz… Yaşamak ve paylaşmak zorundayız. Bunun içinde, akıllı, güçlü olmak zorundayız.
Güçlü ve akıllıysanız, bölünmekten kaçının.. Birleşin… Daha sıkı sarılın birbirinize, tepişenlerin oyununa gelmeyin…Sosyal medya da görüyorsunuz; her türlü edebe, ahlâka aykırı, seviyesizce birbirine saldıranlar, her türlü hakareti yapanlar, ağıza dahi alınmayacak laflar edenler, sırf çıkarları için kol kola giriyor…
Klavye başında birbirinize küfür ederek, tehditler savurarak, yalan yanlış fikirler yayarak, siyaset yapmayın…Siyasetinizi sandıkta yapın.
Bizim birbirimize ihtiyacımız var. Eş, dost, arkadaş akraba…Kırmayın, incitmeyin…
Her zaman yanımız da, yanı başımızda olacak, dostlara ihtiyacımız var…
Siyasi kimliklerimizin, ideolojilerimizin, soy, sop, ırklarımızın, Milletlerimizin, dinlerimizin ve inançlarımızın arkasında en çok, dostlara ihtiyacımız var. İNSAN olan halimize… Birbirimize baktığımızda, taa derinlerdeki, o kimliği görmeyi başarmalıyız…Hep birlikte yaşamak istiyor, ama hep birlikte ölmek istemiyorsak, birbirimizin fikrine saygı duymayı öğrenmeliyiz…
SON SÖZ: ‘’ KENDİNE SAYGI DUYMAYANIN, BAŞKASINA SAYGISI OLMAZ.’’