Onu kaybedeli tam 2 yıl oldu.

Benim hayatımda önemli bir rolü olmasına rağmen, 7 Haziran 2015 günü uzun bir süredir yaşadığı Monako’da, 85 yaşında hayatını kaybettiğinde çok üzülmüş ve ardından dualar okumuştum.

Çok istediğim halde de, hakkında birkaç satır yazamamıştım.

Çünkü; Türkiye’nin en büyük ve önemli basın yayın organları onun hakkında yazıyor, yorumlar yapıyordu.

Benim mütevazi ve yerel köşem, okunmadan arada kaynayıp gider diye düşündüm.

Ama hep içimde bir uhde kaldı.

Erol Simavi için ben de yazmak istedim.

Bu günkü köşem öyle bir isteğin ürünüdür.

Hürriyet’in yönetimine girdiği yıllarda çok gençti.

Ben ise çocuk denecek yaşlardaydım.

Aramızda tam 15 yaş fark vardı.

Ben de onun gibi çok genç bir yaşta (14) gazeteciliğe, yazı yazmaya başlamıştım.

O, Türkiye’nin en büyük gazetesinde yönetici olarak, ben ise Adana’da yerel bir gazetede yazar olarak mesleğe ilk adımımızı attık.

1959 yılında, bu günkü Dörtyolağzı’ndaki İnönü parkının yanında matbaası olan “Vatandaş” gazetesinde yazmaya başlamıştım.

Patronum rahmetli Mahmut Karabucak’tı.

Yazı İşleri Müdürüm, erkek berberliğinden bu mesleğe geçmiş Hilmi Kürklü, ondan sonraki isim ise yine çok sevip saydığım Sabit Oktan’dı.

İlk terfimi; o tarihlerde çok satan gazetelerden Akşam’ın Adana Büro’sunda,Kenan Gedikoğlu ile çalışarak almıştım.

Sanırım bir şekilde öğrendiği bu hikayem Erol Simavi’yi etkilemiş, bende kendinden bir şeyler bulmuştu.

Belki ablam (teyzemin kızı) Meral Çelen Nesin’in (Aziz Nesin’in eşi) hakkımdaki tavsiyelerinin de etkisi olmuştu ama, benim de kendisi gibi çok genç bir yaşta gazeteciliğe başlayışım onda müspet bir etki bırakmıştı diye düşünüyorum.

Yoksa henüz 18 yaşını doldurmamış genç birini Avrupa’lara, gazetenin ofis ve baskı işlerini organize etmeye yollar mıydı?

Bir İstanbul beyefendisi olan Erol Simavi babası Sedat Simavi’nin 1953 yılında ölümünden hemen sonra Türkiye’nin en büyük ve önemli gazetesi olan Hürriyet’in başına geçti.

Ağabeyi Haldun Simavi ile birlikte gazetenin yönetimini eline aldığında yaşı henüz 23 civarındaydı.

Haldun beyle 1968’de yollarını ayırdı.

1994’de Hürriyet’ i Aydın Doğan’a sattı ve medya dünyasından çekildi.

Hürriyet’i satın almak isteyen başka talipler de vardı.

Ama o “Türkiye’nin Sesi” dediği gazetesini; çizgisini bozmadan devam ettireceğine inandığı Aydın Doğan’a devretti.

Bence bunda da çok yanılmadı.

Aydın Doğan; pek çok baskı ve haksız isteğe rağmen Hürriyet’i “Türkiye’nin en iyi ve tarafsız gazetesi” koltuğunda tutmayı başardı.

Hürriyet Gazetesi’nin uzun yıllar Genel ayın Yönetmenliğini yapmış ve halen onun yazarı olan Ertuğrul Özkök, Erol Simavi için yazdığı veda yazısında şöyle demişti;

“Allah razı olsun Erol bey. Siz ve Aydın bey beni hayallerimin ötesine geçiren iki büyük insansınız..Bu güzel Cumhuriyet, ikinize de çok şey borçlu”

Benim hayatımda da çok önemli bir yere sahip olan Erol Simavi; 1980’li yılların arkasından itibaren, zamanının büyük bir bölümünü geçirdiği İsviçre’ye yerleşmişti.

Önceki yıl, Monaco’da hakkın rahmetine kavuşan bu güzel insana ;

“Yerin cennet olsun şekerim” diyorum.

Not; Erol bey, çok nazik bir insandı ve bu “şekerim” lafını çok kullanırdı.