1–7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Dr. Mehmet Tatar, haftanın yalnızca anma ve temenni cümleleriyle geçiştirilmemesi gerektiğini söyledi. Depremin bu coğrafyanın değişmez bir gerçeği olduğunu hatırlatan Tatar, asıl meselenin depremin afete dönüşmesini engellemek olduğunu vurguladı. 1999’da yaşanan büyük yıkımın ve 2023’teki depremlerin ardından toplumda oluşan hassasiyetin kalıcı politikalara dönüşmediğini belirten Tatar, “Deprem Haftası sorgulama haftası olmalı” diyerek hem merkezi hem yerel yönetimlere çağrıda bulundu. Açıklamasında, afet yönetiminde yapısal eksikliklerin hâlâ giderilmediğine dikkat çekti.

Deprem Haftası sembolik değil, hesap verme dönemi olmalı

Dr. Mehmet Tatar, her yıl düzenlenen Deprem Haftası etkinliklerinin çoğu zaman hamasi söylemlerle sınırlı kaldığını ifade etti. Oysa Türkiye’nin yakın geçmişinde derin izler bırakan felaketler var. 1999 Marmara Depremi ve 2023 Kahramanmaraş depremleri, binlerce can kaybı ve ağır ekonomik sonuçlarla hafızalardaki yerini koruyor.

Tatar’a göre bu acı tecrübeler, afet politikalarının köklü biçimde gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor. Ancak aradan geçen yıllara rağmen afet ve deprem suçlarının neden hâlâ cezasız kaldığının yeterince tartışılmadığını savundu. Deprem Haftası’nın, geçmişte yapılan hataların açıkça konuşulduğu ve sorumlulukların net biçimde ortaya konduğu bir döneme dönüşmesi gerektiğini belirtti. “Acılar tazeyken verilen sözler unutulmamalı” diyen Tatar, toplumsal hafızanın diri tutulmasının önemine işaret etti.

Yerleşim alanları ve risk azaltma politikaları yetersiz

Açıklamada, kentleşme politikalarına yönelik eleştiriler de geniş yer buldu. Türkiye’de deprem ve diğer afetlerle ilgili ciddi bir bilgi birikimi oluştuğunu dile getiren Tatar, buna karşın uygulamada önemli eksiklikler bulunduğunu kaydetti.

Kentlerin arazi kullanım planları ile jeolojik-jeoteknik ve mikrobölgeleme haritalarının birçok bölgede hâlâ tamamlanmadığını belirten Tatar, il afet risk azaltma planlarının da istenilen düzeyde uygulanmadığını söyledi. Diri fay hatlarına ilişkin kapsamlı bir mevzuatın bulunmadığını, fay sakınım bantlarında yapılaşmanın sürdüğünü ifade etti.

Ayrıca deprem ve tetiklediği ikincil risklerin azaltılmasına yönelik özel bütçe ve fonların oluşturulmadığını savunan Tatar, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın kurumsal kapasitesinin de bağımsız biçimde analiz edilmesi gerektiğini dile getirdi. Afet hukuk sisteminin güçlendirilmesi, özel ihtisas mahkemelerinin kurulması ve “afet suçu” kavramının Türk Ceza Kanunu’nda daha işlevsel hale getirilmesi çağrısında bulundu.

Adana'nın Kuzey İlçelerinde Fırtına ve Yağış Hasara Neden Oldu
Adana'nın Kuzey İlçelerinde Fırtına ve Yağış Hasara Neden Oldu
İçeriği Görüntüle

“Doğal olan depremdir, afet değil”

Dr. Mehmet Tatar, açıklamasında en temel vurgunun altını bir kez daha çizdi: “Doğal olan depremdir, afet değil.” Depremlerin engellenemeyeceğini, ancak zararlarının azaltılmasının mümkün olduğunu ifade etti. Bunun için teknik, hukuki, mali ve sosyal politikaların kararlılıkla uygulanması gerektiğini belirtti.

İnsanı ve doğal çevreyi merkeze alan, jeolojik gerçeklikle uyumlu bir Ulusal Deprem Risk Yönetim Sistemi’nin ivedilikle kurulması gerektiğini kaydeden Tatar, bu sistemin yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini söyledi. Deprem Haftası’nın gerçek anlamda bir yüzleşme ve hazırlık sürecine dönüşmesi gerektiğini vurguladı.

Tatar, açıklamasını şu çağrıyla tamamladı: “Evde, işte, okulda, sokakta, kentte; yaşamın her anında depremi ve deprem suçlarını unutma, unutturma. Öğren, hazırlan, harekete geç, sorgula ve denetle.”

Kaynak: HABER BÜLTENİ