Bilindiği üzere, Osmanlı’da ilk Kapitülasyon, 1.Murat döneminde verilmiştir
Kapitülasyon, sözlük anlamıyla; bir ülkenin, vatandaşlarının zararına olacak şekilde yabancılara verilen ayrıcalıkladır. Osmanlı Devleti'nde, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1535'de ilk kez padişah fermanıyla Fransızlara tanınan hakların tümü. 1535'te Fransızlarla Osmanlı Devleti arasında imzalanan antlaşmayla, Fransızlara birtakım haklar verilmiştir.Kapitülasyonlar, bu dostluk antlaşmasının yarattığı yakınlaşma ortamında verilmiş olan haklardır. Buna göre; Fransız bayrağı taşıyan gemiler, Osmanlı egemenliğinde bulunan bütün limanlarda serbestçe ticaret yapabileceklerdi. Diğer yabancı devletler gemilerini, Osmanlı egemenliğinde bulunan denizlerde ancak Fransız bayrağı altında ticaret yapabileceklerdi. Bu sayede Fransızlar kapitülasyonlar gereği Osmanlı denizlerinde serbestçe ticaret yapma özgürlüğüne kavuşmuştu. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Katoliklere ibadet özgürlüğü verilmesi, Fransız konsoloslarına kendi vatandaşlarıyla ilgili sorunların çözümlenmesinde yargı yetkisi tanınması gibi hükümler, daha sonraki yıllarda İmparatorluğun zayıflamasıyla, devletin bağımsızlığını yok edecek kurallar haline getirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, İstanbul ve civarında bulunan kömür madenlerinin çok önemi vardır. II Mahmut zamanında Ereğli’de Uzun Mehmet adında bir köylü, 1829 tarihinde kömür madeni bulunmasına rağmen, bu maden işletmeye 1841 yılına kadar açılamamıştır. Sultan Abdülmecid zamanında İngilizlerle iş birliği yapılarak işletmeye açılan bu ocaklar için, kurulan Kumpanyada paşalar, kurumun hisselerini paylaşırlar. Daha sonra Abdülmecid Hanın, Kumpanyanın yarısının sahibi olduğu bilinmektedir. Osmanlı’da yabancı sermaye ile işletme tesis olunması mümkün olmadığı için birçok İngiliz şirketleri yerli yatırımcılar marifetiyle Kömür Kumpanyalarına ortaklık tesis etmişlerdir. İngiliz donanmasına zaman içinde kömür verdiklerinden, Osmanlı Devletinin gelir hanesine girdiği, fakat hangi değerden girdiği bilinmemektedir. Değerli araştırmacı, Günhan Danışman’ın bu konuda çok değerli bir araştırması vardır. İstanbul ve civarındaki kömür havzaları hakkında tarihsel bilgileri yayınlaması, gerçeklere ışık tutmaktadır. İstanbul’un kuzeyinde bulunan Kumköy ve Kilyos civarına yayılan arazide, derinliği 2 metreden başlayan ve 8 - 10 metreye kadar inen, açık işletme linyit kömür damarları, 1914’ den başlayarak çeşitli dönemlerde özel şirketlere, maden işletme sözleşmeleri ile kullanım sağlanmıştır. Bu açık işletme kömür ocakları ile İstanbul’un yakıt ihtiyacına cevap aranmıştır. Kilyos, Kumköy ve Yeniköy kömür havzalarından elde edilen kömürün aşırı kül bırakması, %25 oranında nemi bulunması, içeriğinde fazla kükürtlü olması , evlerde hatta merkezi ısıtma sistemi bulunan kalorifer kazanlarında yandığı zaman, bol miktarda duman salması , rüzgar olmadığı dönemlerde İstanbul şehri için hava kirliliğine sebep olduğu bir gerçektir. 1950 li senelerde mevcut ormanlardan kesilen ağaçları yakıp ısınan halk, sebep oldukları orman katliamı tehlikesine, 1954 yılında çıkarılan bir kararname ile halkın linyit kömürü kullanması teşvik edilmiştir. Bu tarihi süreç içinde yörede 30’dan fazla kömür madeni işletme ruhsatı verilmiştir. Böylelikle arazilerin, köstebek tarlasını andıran bir görüntüye bürünmesi gecikmemiştir. Hızla büyüyen İstanbul’un gecekondu bölgeleri, bununla büyüyen ısınma ihtiyacı, İstanbul’un kuzeyinde bulunan kömür havzalarına değer kazandırmaya başlamıştır. 1973 yılında yaşanan petrol krizinde Kumköy, Kilyos ve Ağaçlı yörelerinde bulunan kömür üretimi, doğa yapısına bakılmaksızın artmaya devam etmiştir. İmtiyazlı Kömür Madeni İşletme sahibi şirketler, bu yöredeki kömürü çıkartmaya belirli bir süre için ruhsat aldıklarından, süre bitiminde araziyi nasıl bırakacakları da, bu imtiyazda belirtilmiş olduğu bir gerçektir. Bu kömür işletmeleri üzerinde bir çok doktora tezi hazırlanmış, Üniversiteler doğanın nasıl tekrar geri kazanılması konusunda kurumlara rapor hazırlamışlardır. İşletme sahipleri bozulan doğanın yeniden düzenlenmesi ve geliştirilmesi için doğa onarım çalışmaları yapmayı, imtiyaz sözleşmeleri içinde taahhüt etmişler. Maden çıkarmak için açık işletme sürecinde oyulan arazileri tekrar kapatıp ağaçlandırmayı taahhüt eden bu şirketler, araziyi yeniden düzenleme, ağaçlandırma ve doğa onarımı maliyetlerini kara kara düşünmeye başlarlar. Nereden baksanız onlarca senelik kömür işletmesinin yarattığı doğa katliamı nasıl düzeltilir? Ayrıca doğal gaz döşenen İstanbul’un artık kömüre ihtiyacı kalmadığıda bir acı gerçek. Bu kömür ocaklarının bulunduğu araziyi kim, nasıl ve hangi parayla düzeltecek? SON SÖZ:’’DOĞA BEKÇİ İLE DEĞİL, SEVGİ İLE KORUNUR.’’ *Anonim* | ||