Bundan önceki yazılarımda Yurt İçi Yerleşik Kişiler ile Yurt Dışı Yerleşiklerin son dönemdeki dövize olan taleplerindeki artışın sebeplerini, buna karşın alınabilecek önemleri, kendi bakış açımdan anlatmaya çalışmıştım. Bu günkü yazımda ise Dış Ticaret açığından kaynaklanan döviz talebini irdelemek istiyorum. peşinen söyleyelim ki ülkemiz, sürekli dış ticaret açığı vermekte, bu açığı turizm, dış müteahhitlik hizmet gelirleri, sermaye hareketleri olarak adlandırılan doğrudan yatırım veya portföy yatırımları, kısa, orta ve uzun vadeli dış borçlanma ve işçi döviz girişleri ile finanse etmektedir. Uzun yıllardır süren bu durum ekonomimizin yüksek faiz, yüksek kur ve yüksek enflasyon sarmalına girmesine neden olmaktadır.

Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret verileri sitesindeki son üç yılın rakamları incelendiğinde; 2018 yılında toplam yurtdışına mal satışlarımızın(ihracat) 177 milyar dolar, yurt dışından mal alışlarımızın(ithalat) 231 milyar dolar, dış ticaret açığımızın 53 milyar dolar, 2019 yılında ihracatımızın 180 milyar dolar, ithalatımızın 210 milyar dolar, dış ticaret açığımızın ise 29 milyar dolar ve 2020 yılının ilk sekiz ayında ihracatımızın 102 milyar dolar, ithalatımızın 135 milyar dolar , dış ticaret açığımızın ise 33 milyar dolar olduğu görülmektedir. Rakamlar bize ülkemizde sürekli dışarıdan mal alımı kaynaklı bir döviz talebimizin olduğunu, bir kaç istisnai yıl hariç bu talebin sürekli arttığını anlatmaktadır. Söz konusu döviz talebi artışı döviz kurlarında istikrarı sağlamamızı güçleştirmektedir.

Peki ihtiyacımız olan mal ve hizmetleri yeterli miktarda,istenilen kalitede, uygun fiyatla niçin yurt içinde üretemiyoruz da dışarıdan satın almak zorunda kalıyoruz?Petrol ve doğal gaz hariç, aslında bir mazeretimizin olmadığını düşünmüyorum. Kaldı ki son yıllarda doğalgaz aramalarından çok iyi neticeler aldığımızı da düşünürsek, bu alanda da fazla gerekçemizin kalmadığını söyleyebilirim. Geriye niyet, planlama, gayret, çalışma ve yerli ve yabancı yatırımcıların, ülkemizde yatırım yapabilmesi için gerekli şartları sağlamamız kalmaktadır. 2013 -2014 yılına kadar Uluslararası Derecelendirme Kuruluşlarının Ülkemizin notunu sürekli yükselterek YATIRIM YAPILABİLİR düzeye getirdiğini, Avrupa Birliği'ne katılma yönünde olumlu gelişmelerin de etkisiyle, başta otomotiv, bankacılık ve haberleşme olmak üzere her alana yabancı ilgisinin arttığını hepimiz hatırlayacaktır. Ne var ki son yıllarda yaşadığımız gelişmeler, ülkemizin uluslararası derecelendirme kuruluşlar nezdindeki puanının hızla aşağıya gitmesine, yatırım yapılabilir seviyenin iki basamak altına inmesine neden olmuştur.

Yabancı yatırımcıların bu not seviyesindeki ülkelere gelerek mal ve hizmet üretecek işletmeler kurması bazı istisnai alanlar haricinde olası görülmemektedir. Nitekim ülkemize son yıllarda gelen doğrudan yatırımlarda ciddi düşüşler olduğu hepimizin bilgisi dahilindedir. Kamu otoritesi bu olumsuz gelişmeleri tersine çevirecek şekilde YERLİ ve MİLLİ ÜRETİ parolası ile harekete geçmiştir. Savunma sanayi ve yerli otomobil konusunda ciddi girişimde bulunmuş, neticelerini almaya başlamıştır. Özellikle İnsansız Hava Araçları üretiminde sağlanan başarı her kesin dikkatini çekmektedir. Yerli otomobilde de benzeri başarı sağlanırsa ekonomimizin olumlu bir ivme kazanacağı görülecektir. Bu günlerde, uluslararası finans piyasalarında, 10 trilyon doların eksi faizle bankalara yatırıldığı düşünülürse, yapay zeka, bilgi-iletişim teknolojileri, sağlık ve tarım alanlarında akılcı,karlı,hukuki güvenceli ve devletçe desteklenen projeler üretilmesi haline, ciddi dış yatırım çekebileceğimizi düşünmek hayalcilik değildir. Çin'in yaptığı da aslında budur. Kaldı ki Türkiye, jeopolitik konumuyla Çine göre daha avantajlı bir ülkedir. Bütün bunların sağlanması halinde dış ticaret açığı hızla kapanacak, dövize olan talep azalacak ve döviz kurları istikrara kavuşacaktır.

Saygılarımla