Şüphesiz ki, ülkelerin geleceği; çocukların teşkil ettiği nesillerin, yetişmesine ve niteliklerine bağlı olarak şekillenmektedir. Osmanlı’dan günümüze kadar olan süreçte, çeşitli vesilelerle, nesiller, geleceğe en iyi şekilde hazırlanmaya gayret etmiştir. İmparatorluğun kuruluş tarihini, 1299 kabul ettiğimiz de, ilk toprak kaybımız olan, 1699 Karlofça anlaşmasına kadar, çok iyi yetiştirilmiş üstün nitelikli insanlar, yönetim kademelerinde görev alarak, İmparatorluğun başarıdan başarıya koşmasına neden olmuşlardır. Ne zaman ki, eğitim, öğretim. İlim, bilim çalışmaları sekteye uğramaya başlamış, buna bağlı olarak ta nitelikli insan gücü oluşması zayıflamıştır. Tanzimat Fermanından başlayarak, bu zayıflamayı telafi etme çabaları da başarıya ulaşamamıştır. Atatürk’ün ‘Gençliğe Hitabesine’ bahsettiği gençlik ile sonraki dönemlerde yetiştirilmeye çalışılan, Asım’ın nesli ile, yakın zamandaki, vatansever, dindar gençlik yetiştirme hareketleri de istenilen sonucu alamamıştır. Ülkemizin geleceği açısından oldukça önemsediğimiz bu hususu, mümkün mertebe genişletmeden, ancak işin özünü de siz değerli okurlarımıza sunarak, ele almak istiyorum. Bunun için de, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın iyi yetiştirilmesi konusunda, nasıl bir nesile sahip olmalıyız? Yıllardır Asım’ın nesli, Asımın nesli der dururuz. Özlenen ya da istenen bu nesil, nasıl bir nesildir? Kaynaklarımızdan araştırdığımız Asım’ın nesli hadisesini bilgilerinize sunuyoruz. Mehmet Akif, “Asım’ın nesli” derken kimi kastediyor? Aralık Ayının son haftası, İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıldönümü olması hasebiyle Akif’ten ve onun hayali olan Asım’ın neslinden çok söz ediliyor. Akif’in “Çanakkale Şehitlerine” şiirinde şöyle bir kesit var:

‘’Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.’’

Peki, kimdir bu Asım? Sembolik bir isim mi? Bir kahraman mı? Ya da Mehmet Akif’in çokça zikrettiği, “Asım’ın neslinden” kastedilen nedir? Akif’in eserlerinin toplandığı “Safahat” kitabını tekrar gözden geçirdim. Mehmet Akif’in “ASIM” adında uzun bir manzum şiiri var. Safahat’ın içinde 6. kitap olarak yer almış. 100 sayfadan fazla uzunca bir şiir. İşte bu şiirde Mehmet Akif, “Asım’ın nesli” dediği ideal Türk gençliğini anlatmaktadır.

Konuyla ilgili uzun araştırmalar yaptığımızda, Asım’ın neslini şu şekilde özetliyebiliyoruz: “Asım’ın nesli derken iman, irfan, fazilet ve bilgi ile donanmış; karakterli, ahlaklı, kişilikli; vatanına, milletine ve dinine sahip çıkan, dahası bunları yüceltmek için tüm imkânları seferber eden bir gençlikten bahsediliyor.”

İstiklâl Şairimiz Mehmet Akif, şüphesiz ki,kendisini vatanına milletine adamış büyük bir şahsiyettir. Vatanını, dinini, milletini her şeyden üstün tuttuğunu, gerek yaşantısında, gerekse eserlerinde görmek mümkündür. Milletin geleceği olan gençlerin de bu şuurda yetişmesini istemiştir. “Safahat” kitabında, Mehmet Akif’in ‘Asım’ın Nesli’ diye hayal ettiği neslin, sadece şiirinde geçen hayali bir kahraman olmadığından, bir sahabe olan Asım İbni Sabit’ten (r. a) de bahsediliyor. “Arıların koruduğu sahabe” olarak ünlenmiş sahabenin hayat hikayesi çok manidardır. Şöyle anlatılır: Peygamberimiz (sav) Arap ve bedevi kabilelerine İslâm’ı öğretmek üzere, öğretmen talebinde bulunan kişilerle beraber, aralarında Âsım bin Sâbit’in de bulunduğu 10 kişilik bir eğitici heyet gönderir. Ancak Reci denilen bir subaşında bu öğretmen sahabeler topluluğu Lihyanoğulları’nın saldırısına uğrarlar. Lihyanoğulları’nın amacı onları esir edip Kureyş’e satmaktır. Bu nedenle onları sağ ele geçirmeye çalışıyorlardı. Fakat Asım, teslim olmamaya kararlıdır. O yiğitçe şöyle haykırıyordu: “Ben müşriklerin himayesini ömrüm boyunca kabul etmemek üzere yeminliyim. Vallahi bu kâfirlere asla teslim olmam. Allah’ım Resulullah’ı durumumuzdan haberdar et.’’ Bir taraftan da ok fırlatıyordu. “Ben ne diye çarpışmayayım. Gücüm kuvvetim yerinde, oklarım yanımda, yayımın kirişi kalın, enli temrünler sebebiyle kayıp gitmekte. Ölüm hak, dünya boş ve geçicidir. Takdir edilen elbette başa gelecektir. İnsanlar er geç Allah'a dönecektir.”

ARILARIN KORUDUĞU SAHABE

Bu kahraman sahabe birçok müşriki yere serdikten sonra, şehit olacağı esnada şu duayı yapar: “Allah’ım Senin dinini korumaya çalıştım. Sen de cesedimi müşriklerden koru.” Müşrikler, Hz. Asım’ın başını alıp Sülafa adındaki bir kadına satmak istiyorlardı. Sülafa Asım’ın kafatası ile şarap içmeye yemin etmişti. O gün orada mevcut bulunan on sahabeden yedisi şehit oldu, üçü esir edildi. Müşriklere Âsım bin Sâbit'in başını kesmek istediler. Fakat Allah-ü Teâlâ, Hz. Asım bin Sâbit'in duasını kabul buyurdu ve mübarek cesedine müşrikler el süremediler. Allahü teâlâ bir arı sürüsü gönderdi. Bulut gibi Âsım bin Sâbit'in üzerinde durdular. Hiç bir müşrik yanına yaklaşamadı. “Bırakın akşam olunca arılar onun üzerinden dağılır, biz de başını alırız” dediler. Akşam olunca Allahü teâlâ hiç bulut yok iken bir yağmur gönderdi. Görülmemiş bir yağmur yağdı. Sel geldi ve Âsım bin Sâbit'in cesedini alıp götürdü. Cesedin nerede olduğu bilinemedi. Ne kadar aradılarsa da bulunamadı. Bunun için müşrikler Âsım bin Sâbit'in hiçbir yerini kesmeye muvaffak olamadılar. Bu olaydan sonra Âsım bin Sâbit anılırken, "Arıların koruduğu kimse" diye anılmaya başladı. İşte Milli Şairimizin özlemini dile getirdiği Âsımın nesli budur.

Devam edecek…