06 Aralık 2019 Cumartesi günü, akşam haberlerini TV’lerden izlerken, gündemi son zamanlarda bir hayli işgal eden, ‘ÇAKARLI ARABALAR’ konusundan haberler verilmeye başlandı. Daha önce çok tartışılan ve kamuoyundan tepki alan, Çakarlı araba konusunda, İçişleri Bakanlığı aldığı bir kararla yasaklama getirmiş ve belli makamlar dışında kalan tüm makamların çakarları sökülmeye başlanmıştı.
Ayrıca, resmi kurum yöneticileri dışında kalan, sivil kesim için zaten yasak vardı. Emniyet şeridinin bu kesim tarafından sık sık işgal edildiği, ilgili ilgisiz, birçok kişi tarafından bilinçli olarak kullanıldığı, uzun süredir bilinmekte idi. Hatta, İstanbul’da eğitim camiasından bir müdürün, hiç hakkı olmadığı halde, emniyet şeridini kullanması sonucunda, görevli polis memuru ile aralarında yaşanan ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünün müdahalesine kadar yol açan olay, sanırım hafızalardadır.
Şimdi burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus var…!!! Neden gelişmiş ülkelerde böyle sorunlar yokta, biz de var? Neden gelişmiş ülkeler de mevkii, makam sahipleri bu tür konularla uğraşmazken, biz de uğraşılır? Bunun temel sebebi nedir sizce, değerli okurlar?
Eğitim mi? Kültür mü? Adap, edep mi? Görgü mü? Ego mu? Kibirlilik mi? Üstünlük taslamak mı? Kendini farklı ve üstün konumda görmek mi? Hava atmak mı? Kompleks mi? Nedir bu? Evet, lütfen düşünün…!!! Çakar kullanması yasalarla belirlenmiş, kişi ve makamlar dışında, neden bun yola başvurulur? Anlamak, gerçekten çok zor, çok güç…
Hep iyi şeyler gelişmiş ülkelerde mi olur? Biz de neden olmaz? ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İsveç, İtalya, İsviçre, Japonya, Güney Kore Tayland, Singapur gibi ülkelerde neden olmaz da bizim ülkemiz de olur? Neden, neden?
Şimdi, tam bu konu halledildi derken, yeni bir yasal düzenleme ile bu hak genişletildi. Milletvekilinden bürokratına, herkes kullanacak artık… Yağmurdan kaçarken, doluya tutulmak diye ben buna derim. Ne umduk ne bulduk…!!!
Bu ülkenin TBMM, ülkenin kalkınması, refahı, teknoloji, yatırım, tarım, sanayi, bütçe, finans güvenliği gibi temel konularla uğraşacağına, neden halkın antipatisini çeken, halkın üzerinde negatif etki bırakan bu tür konularla uğraşır?
Bu noktada bir örnek verelim:
Malum, Japonlar son derece sade, basit ve yalın ve mütevazı yaşayan insanlardır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar almış başını gidiyor…
Zamanın başbakanı meclisi toplar, kürsüye çıkar ve durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları, son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim…
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim…
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır…
Japonya bütün borçlarını öder.
Bu durumun, toplumun bütün kesimlerini tek istisna olmadan, kapsadığını söylemeye gerek yok…
Evlerini mobilya ve eşya ile dolduranlar, Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle, ‘’ evini mezat salonuna çevirmiş zavallılar’’ diye eğlenirler.
Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Japon imparatorunun sarayını görenler, ‘’Ya Rabbim ne kadar sade, ne kadar mütevazı ve ne kadar gösterişten uzak diye, hayretler için de kalıyor…
Değerli okurlar, bu gün Japonya dünyanın üçüncü büyük ekonomisi ve kişi başı GSMH 49 bin dolara yakındır.
Teknoloji konusunda da, yine dünyanın ilk üç ülkesinden biridir.
Düşünebiliyor musunuz; bu imkanlara, bu teknolojilere sahip bir ülke ne durumda? Neler yapıyor? Bir de bize, bizim ülkemize bakın…!!! Kararı siz verin…
SON SÖZ: ‘’GÖRGÜSÜZLÜK DİZ BOYU..’’