Boğa, toprağı bir başka deyişle Ana Tanrıçanın bağrını saban çekerek yarar ve bu yarıkların içine de tohumlar atılarak toprak ana döllenir. Bu nedenle doğurganlık ve erkeklik ile sembolize edilen bir hayvandır boğa. Bugün Anadolu’nun birçok noktasında tapınak evlerinin duvarları boğa başları ve boynuzlarıyla süslenmiştir. Efes Artemis’i, aynı zamanda doğum tanrıçasıdır. Göğüslerinin çokluğu nedenliye aldığı Artemis Plymostos (çok göğüslü Artemis) adının da gösterdiği gibi, bolluğu ve bereketi simgeler. İsveçli bir araştırmacı bu memelerin, aslında tanrıçaya kurban edilen boğaların yumurtaları olduğunu söyler.
Doğumu da simgeleyen, doğum yapan kadınlara yardım eden Tanrıçanın tapınağını, İ.Ö. 356 yılında Erostratos adlı bir delinin yaktığı söylenir. “Artemis neden tapınağını koruyamadı?” sorusuna ise, baş rahibin verdiği yanıt çok ilginçtir: “Tapınağın yakıldığı gün, tam Büyük İskender’in doğduğu günmüş. Artemis de doğum tanrıçası sıfatıyla İskender’in annesi Olympias’ı doğurtmak üzere onun sarayına gitmiş. O gün Efes’te olmadığı için, tapınağını koruyamamış.” Bugün tapınağın temel kalıntılarından başka bir şey kalmamıştır geriye.
Artemis, etki ve saygınlığını Hristiyanlığın iyice yayılıp devlet dini olmaya başladığı dördüncü-beşinci yüzyıla kadar sürdürür. Aziz Paul us Efes’te verdiği vaazlarda elle yapılan heykelciklerin tanrı olmadığını söylediğinde ve tanrıçayı kötülediğinde, çok büyük bir dirençle karşılaşmıştır. Halk “Bizim Artemis’imiz büyüktür!” diye hep bir ağızdan iki saat bağırmıştır. Paulus da bu tepki karşısında Efes’ten kaçmak zorunda kalır. Ancak Efesliler, tarihte eşine az rastlanan bir kültürel aktarım örneği göstermişlerdir. Tapındıkları Tanrıça Artemis kendilerine yasak edilip, inançları yüzünden akla hayale gelmeyen işkence ve saldırılara uğrayınca; Efesliler Meryem Ana’ya Artemis’in bütün niteliklerini aktarmışlar ve onu yüceltmişlerdir.

BEN ANADOLUYUM…

Bingöllü şair, Hacı Gürhan’ın, birlik ve beraberlik içeren şiiri, ANADOLU’NUN nasıl bir kutsal topraklara sahip olduğunun, nasıl kadim bir kara parçası olduğunun, şiir diliyle ifade edilmiş, en güzel örneğidir.

Ben Anadoluyum:
Bir yanımdan şafak sökerken, bir baştan bir başa,
Her gün selam veriyor güneş, kurda-kuşa.
Dört mevsim bir yaşarım, yok cihanda böyle eş,
Akşam sefasından, ufuklardan batıyor güneş.
İşte ben Anadoluyum, yiğidim çatıktır kaşım,
Bir babanın öz oğluyum, yedi gardaşım.
Yedi oğlum, var biri Aras’tır, bir ucunda Serhat,
Bir kızım var Dicle’dir, bir oğlum var Fırat.
İki ikizim var Seyhan-Ceyhan kıskançlık verirler ya da,
Her nesneye can verilir, yeşil Çukurova’da.
Bir oğlum var, uzun boyludur rengi Kızıl ya,
Bir kızım vardır, kaşları hilaldir adı Sakarya.
İşte benim ben, ben Anadoluyum.
Ben Türk’üm, Kürd’üm, Zaza’yım, Laz’ım, Çerkez’im, Dadaş’ım!
Dedik ya… Bir babanın öz oğluyum, yedi gardaşım,
Ben Karadeniz’de Laz’ım, Hazar Denizi’nde Abhaz’ım,
Bir elimde kemençe, bir elimde sazım.
İşte benim ben, ben Anadoluyum!
Ağrı Dağı’nda güvercinim,
Bitlis’te Ahlat, Van’da Gevaşım!
Ben Bingöl dağların da çobanım, Muş ile gardaşım.
Hakkari’de Ahmed-i Hani, Feqiye Teyrana kuşum,
Ben Cizre yollarında Mem-u Zin ile yoldaşım…
Batman’da petrol, Diyarbakır ovasında pamuk,
Melik Ahmet dükkanın da kumaşım.
Siirt’te Koçero, Mardin’de Süryani, Antep’te Şahin,
Urfa’da Halil-ul Rahman sofrasında aşım.
Ben Erzincan’da Terzi Baba, Elazığ’da Gakgoşum.
Ben Munzur’da alevi, Sivas’ta kızılbaş’ım.
İşte benim ben, ben Anadoluyum!
Ben Hatay’da Arap’ım,
Habib-i Neccar’a yandaşım.
Ben Malatya, Adıyaman, ben Maraş’ım,
Ben Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, eğilmez başım.
Ben Yozgat, Tokat, Ankara vatan duvarında taşım.
Adana, Antalya, İzmir, Bursa’dan hoşum,
Sakarya, İzmit, İstanbul aşkıylan sarhoşum,
Ege’de Efe, Trakya’da Roman,
Marmara’da Mamoşum,
Ben “Yurtta sulh Cihan’da barışım,”
Ben Kuran-ı Kerim’in ışığında çağdaşım.
Ben Anadolu erenleri Mevlana, Yunus, Hacı Bektaşım!
Ey sevgili kendine gel… Sen; Bensin…Ben; Sizim.
Çanakkale’de yatan binlerce kefensizim.
Beni benden ayırmak ne mümkün!
Aynı bedenim, aynı kemiğim, aynı tırnağım, aynı dişim.
Ben anayım, ben babayım, ben dayı, amca yeğenim, ben eşim.
Ya Rabbi! Sana arzuyu niyazım var; “ayırma beni Hak’tan”
Ya Rab! koru beni düşmanlardan, dış mihraklardan.
Otuz beş yıldır … “Ne baharım var ne yazım, mevsimde kışım.”
Ben üzgünüm, ben kırgınım, ben ağlayan gözlerde yaşım…

Yarın devam edeceğiz….