Anadolu… Üç kıtaya ayak basan, üç kıtaya köprü olan, Anadolu… Tarihin 10 binlerce yıldan fazla zuhur ettiği, nerede ise tüm medeniyetlerin bu topraklarda kurulduğu Anadolu…Afrika’dan gelen ilk insanların Neandertal ve Homo sapiens’lerin geçip gittiği, güzergaha ev sahipliği yapan Anadolu…Kadim mi kadim, kutsal mı kutsal, aziz mi aziz vatan toprağım, Anadolu’m…Sen nelere tanıklık ettin nelere…Ne uygarlıklara, ne medeniyetlere ev sahipliği yaptın…Milli şair Mehmet Akif Ersoy’un, İstiklal marşının 7’nci kıtasında belirttiği gibi;

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ…Misali, uygarlık fışkıracak toprağı sıksan uygarlık…İşte benim Anadolu’m bu.
Güneşle birlikte ışığın da yükseldiği; acısını bilgelikle, yüreğini aşkın her türlüsüyle harmanlamış vakur duruşlu Ana’nın topraklarında giydim beden elbisemi. Anadolu benim için bazen çocukluğumda dinlediğim ve ruhumu uzun süre acıma hissiyle esir eden, yarı insan, yarı yılan olan Şahmeran’ın hikâyesi; bazen de ılık, nemli bir ilkbahar sabahında aynı çocuk ruhuyla nefesimi yakan, yıkayan portakal çiçeklerinin kokusudur. O koku bana çocuk zihnimi en çok meşgul eden sorulardan birisini hatırlatır: Huysuz komşumuzun bahçesinden portakalları aşırdığımız bahçede, acaba bizden çok önce kimler yaşardı? Onlar da yaramazlık yapar mıydı? Şahmeran’dan korkar mıydı onlar da? Bedenim büyüyüp aklım erdikçe öğrendim Şahmeran’ın efsanevi bir varlık olup bana zarar vermeyeceğini, ama hamurumda olan Anadolu toprağının ruhuyla birlikte benimle birlikte hep yaşayacağını…
Tanrıça’nın Adları
Dünya üzerinde kadının üretkenliğini ve önceliğini vurgulayan Ana Tanrıça kavramı, ilk defa Anadolu’da gelişmiştir. Buradan Yunanistan’a, dolayısı ile Avrupa’ya yayılmıştır. Anadolu’nun ana tanrıçası ise Kibele’dir. Bu büyük tanrıça, bölgeye ve kültüre göre farklı adlarla çıkar karşımıza: Kapadokya ve Lidya bölgeleri arasındaki Phrygia’daki adı Kyble, Semele, Kubele‘dir. Lykia’da ise Kibele, Kubele, Dinda ve Leto. Hitit kaynaklarında rastladığımız adı ise Arinna, Hepat, Kubaba’dır. Efes’te ise Artemis’tir.
Ana tanrıçayla, Anadolu dışındaki topraklarda da farklı adlarla karşılaşırız. Babilliler’de İştar, İausga; Sümerler’de Marianna, İnanna; Mısır’da Nut, Hathor ve İsis; Suriye’de Lat, Atargatis, Palestene, Astarte, Diktinna; Girit’te Rhea, Artemis, Ops, Ge, Mata, Urania, Urunome, İda, Maia; İtalya’da Venüs, Vesta, Anna; Arabistan ve Hicaz’da Hubbel bu adlara verilebilecek örneklerdendir.
Çatalhöyük ve Hacılar’da yürütülen kazılarda Ana tanrıçayı simgeleyen ve pişmiş topraktan yapılan çok sayıda heykelcik bulunmuştur. Hepsi de iri göbekli, iri göğüslü olarak karşımıza çıkar. Tanrıçanın iri karın ve gelişmiş karın altı, doğurganlık görevini her zaman sürdürmeye hazır olduğunun simgesidir.
Kibele Efsaneleri
Bir zamanlar yer, gök, deniz hepsi iç içeymiş. Derken birden esrarengiz bir ezgi duyulmuş, duyulmasıyla yer, gök, deniz birbirinden ayrılmış. Bu ezgi aslında Uriniom’un yani Kybele’nin doğumunu müjdelemiş. Onun sembolü de ay imiş. Tanrıça tüm evrenin hâkimiymiş ama koca evrende yapayalnızmış. Bir ara avuçlarını birleştirmiş ve birden Ophion diye kocaman bir yılan kayıp gitmiş avuçlarının arasından. Tanrıça bu yılanla birleşmiş, bu sevgi ve kavuşmanın yuvarlanış sarsıntılarıyla, toprak devrilip dağlar oluşmuş, sular fışkırıp nehirler akmış, göller toplanmış ve birçok sürüngen çıkmış ortalığa. Bu yaptığından çok utanan tanrıça, yılanı öldürmüş ve yılanın ruhunu yeraltına göndermiş. Kibele egosuna karşı da adil davranarak Hekate adıyla kendinden bir parçayı da yeraltına hapsetmiş. O yılanın dişlerinden çobanlar, sığırtmaçlar çıkmış ortalığa.
Kybele ile ilgili bir başka efsane de şöyledir: Sakarya Nehri’nin tanrısı Sangarios’un Nana adında bir kızı vardır. Bu kız, Kybele’nin kanından yetişen bir badem ağacının beyaz çiçeklerinden hamile kalır ve Attis’i doğurur. Kybele Attis’e âşıktır; ancak Attis, Kybele’ye verdiği bağlılık sözünü unutur ve ölümlü bir kızla evlenmeye kalkışır. Düğün sırasında Kybele konuklar arasına katılır. Tanrıçayı gören Attis aklını yitirerek erkeklik organını keser. Toprağa akan kandan bitkiler fışkırır, bu aslında simgesel anlamda toprağın yani Ana Tanrıça’nın döllenmesi demektir.

Yarın devam edeceğiz…