Belki yaşı büyükler ve tarihi okuyanlar iyi bilir. Onlara anımsatmak ve gençlere aktarmak için “Adana’nın Nasıl Kurtarıldığını” yazayım.

***

Büyük kayıplara sebep olan I. Dünya Savaşı, siyasi ve ekonomik üstünlük için birbirleri ile mücadeleye girişen Avrupa Devletleri arasında ve Avrupa’da çıkmıştı.  Kısa zamanda mücadele tüm kıtalara yayılmış ve Osmanlı İmparatorluğu da bu savaşın içine sürüklenmişti.

Sonunda imparatorluk çökmüş, toprakları parçalanmış, anayurt bile düşman istilası altında kalmıştı.

Beş cephede birden ve pek çok devlete karsı savaşmak zorunda bırakılan Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması ile imparatorluk topraklarının pek çoğunu düşmana bırakarak çekilmişti.

İşte bu dönemde sadrazamı İzzet Paşa’nın talimatıyla Yıldırım grup komutanı Liman Von Sanders, tüm yetkilerini 31 Ekim 1918’de Adana’ya gelen Mustafa Kemal Paşa’ya devretmişti.

O gün, Liman Von Sanders Paşa’nın “Yenildik. .. bizim için her şey bitti” sözüne karşılık, yetkiyi teslim alan Mustafa Kemal Paşa “Savaş müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren savaş, kendi istiklalimizin savaşı, ancak simdi başlıyor.” karşılığını vermiş ve büyük mücadele başlamıştı.

İste bu sözlerin özetlediği ve vurguladığı mücadele yılları 1922’ye hatta politik anlaşmaların bitimine kadar yani 1923’e kadar sürmüş ve başarıyla Cumhuriyetle taçlandırılmıştı.

***

Tarihi açıdan bakılacak olursa, Adana’dan verilen “Düşman çıkarma yaparsa ateş etme emri”  Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk emridir. Nitekim, 15 Mart 1923’te Adana’ya tekrar gelen Mustafa Kemal Paşa bu durumu şu sözleriyle toplum ve tarih önünde kanıtlamıştır:

“Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur.”

***

Kısa bir süre sonra işgal kuvvetleri Mersin Limanından Çukurova’ya girmiş, tüm kilit noktaları kontrol altına almış ve sonra Adana’yı işgal etmişlerdi.

Fransız işgal kuvvetleri tarafından yine çok planlı ve kati bir şekilde uygulanan diğer bir işlem de Adana, Çukurova ve civarı bölgelere Ermenilerin yerleştirilmesi olmuştu

1918’de Adana ve Çukurova’yı işgal eden Fransızlar kendi birlikleri içinde özellikle Ermeni askerleri getirdikleri gibi, Suriye’den 70 bin Ermeni’yi Adana’ya, 12 binini Dörtyol’a, 8 binini Saimbeyli’ye yerleştirmişlerdi.

1918-1919 yıllarında Adana’da tam bir terör ve cinayet dönemi yaşanmıştı. Bunlar arasında Abdiağa çiftliği olayları, şehir içi cinayetleri, Taşköprü’de Türklerin çarmıha gerilişi ve kırbaçlanarak işkence yapılması gibi olaylar toplum şuurundan ve hatırasından çıkmayacak olaylar haline gelmişti.

Bunca terör ve baskı arasında Adana ve yöredeki Türkler, örgütlenerek Kilikya Milli Kuvvetler Teşkilatını oluşturmuşlardı.

10 Temmuz 1920’de Ermeniler tarafından Türklere karşı büyük bir şiddet ve soykırım harekâtına girişilmiş ve bu harekât sonucu on binlerce Türk Toroslar’a doğru kaçmıştı. Dört gün süren bu hareket tarihte “Kaç Kaç” olayı olarak isimlendirilmişti

5 Ağustos 1920’de Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Bey (Çakmak) ve Milletvekilleri Pozantı’ya gelmiş ve orayı il haline getirerek Pozantı Kongresini yapmışlardır. Daha büyük direnişe geçen Türkler çok büyük kayıplar vermişlerdir. Buna rağmen Kasım 1920 sonlarında Fransızları ağır yenilgiye uğratmayı başarmışlardır.

Sonuç olarak Fransa, TBMM hükümetini resmen tanıyarak barış yoluna gitti.

Türk-Fransız Barış Antlaşması, 20 Ekim 1921’de Ankara’da yapılmıştır. Bu antlaşma gereğince 5 Ocak 1922’de Fransızlar Çukurova’dan tamamen (getirdikleri Ermenileri de beraberinde götürerek) çekilmişlerdi. Fransızlarla gidemeyen veya yerli olan Ermeniler de bölgeden kaçmışlardı.

5 Ocak 1922 kurtuluşunu kutlama amacı ile Büyük Saat ile Ulu Camii arasına çok büyük bir bayrak çekilmiş ve daha sonra bu bayrak çekilmesi olayı il’in kurtuluş günlerinde tekrarlanmıştı.

İşte o Bayrak Adana’nın simgesi haline gelmiştir.

İşte böyle;

Kanlı, zor ve inanılması güç bir süreçten geçen Adana, Atatürk’ün de dehası sayesinde Fransızları antlaşma masasına oturmuş ve bir tek mermi atmadan kent kurtarılmıştır.

Zeka, bilgi ve akılla.

Sanırım bugün Atamızı örnek almamız gereken en önemli özelliği de bu olsa gerek.